Top 10 Devrimci Yabancı Hoca

Yazan @FourFourTwoTr, 12 Ocak 2012 10:00 Yazdır

Başarı demek sadece şampiyonluk anlamına gelmiyor. Onlar Türkiye’ye gelen sayısız yabancı teknik direktör arasında “birşeyleri” değiştiren, taşı yerinden oynatan isimler. İşte hikâyeleri ve devrimleri

Paylaş!
Facebook Twitter Email
Devrimci yabancı hocalar

10 Holger Osieck
Tanju ve Rıdvan depremi

Feldkamp’ın Galatasaray’daki başarısından sonra Fenerbahçe de Rausch’dan yıllar sonra ilk kez bir Alman teknik adamla anlaşmaya vardı. Güven Sazak yönetiminin getirdiği Osieck, 1990 Dünya Kupası’nı havaya kaldıran Almanya’da Franz Beckenbauer’in yardımcısıydı.

Demir Hotiç ve Andreas Wagenhaus gibi tartışılan transferlere rağmen
futbolumuz adına birçok yeniliği de beraberinde getirdi. Türk futbolunun yıldızlarından Tanju Çolak ve Rıdvan Dilmen’i kadrodışı bırakmak her babayiğidin harcı değildi ve o iki futbolcunun da satılmasını istedi. Yönetimden de destek alınca sadece Fenerbahçe’nin değil Türkiye’nin en çok konuştuğu olaya imza attı. Özlenen disiplini sağladığı için olumlu puanlar aldı. Takımı çok iyi çalıştırdığı söylendi, ligi Galatasaray’ın ardından ikinci sırada tamamladı. Ertesi sezona Pingel sakatlığıyla başlayan Fenerbahçe, Cannes mağlubiyeti sonrası Van ve Trabzon maçlarından da yenik ayrılınca Alman teknik adam devre arası gönderildi. 1996-97 sezonunun ikinci yarısında Kocaelispor’la tekrar gündeme geldi, Türkiye Kupası’nı kazanarak Türkiye kariyerini noktaladı.

9 Karl-Heinz Feldkamp
Nam-ı diğer Kalli

Kalli’nin yolu seneler önce kesişmişti Galatasaray’la. Feldkamp, Galatasaray’ın 1985-86 sezonunda Kupa Galipleri Kupası’nda elendiği Bayer Uerdingen takımının teknik direktörüydü. Kalli, 1992’de Galatasaray’ın başına geçtiğinde “Takımı hangi sistemle oynatacaksınız?” diye soran gazetecilere, “Sistem değil futbolcular maç kazanır” dedi ve bombaları patlattı. Önce disiplinsiz davranışları nedeniyle Mustafa Yücedağ’ı gönderdi, lig başladıktan sonra da koşmayan Boliç’i… “Toplama takım başarılı olmaz” diyenlere inat Galatasaray’ı toparladı. Piontek gibi mücadeleci bir oyun anlayışı vardı. Çalışan ve koşan formayı kaptı, kazanmak isteyen bir takım meydana getirdi. TSYD, Türkiye Kupası, Lig şampiyonluğu ve Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı kazandı. Ancak şampiyon yaptığı takımları bırakmak gibi de bir özelliği vardı. Mısır’da ve Kaiserslautern’de olduğu gibi Galatasaray’la da kupaları aldıktan sonra yerini Hollmann’a bıraktı…

8 Ignace Molnar
WM’i getiren adam

Dünyada devrim yaratan futbol sistemlerinden biri olan WM’i Türkiye’ye getiren teknik direktör… Aynı zamanda Türkiye 1. Ligi’nin ilk şampiyon hocası… Fenerbahçe’yi üç farklı dönemde, toplam altı yıl çalıştırdı. Bu özelliğiyle kulüp tarihinin en uzun süre görev yapan teknik adamı konumunda… Molnar aynı zamanda, cümle aralarında sık sık geçen beş kupalı sezonun da kahramanı…

1947’de geldiği ülkemizde Fenerbahçe’yi Türkiye Birinciliği’nde ve Milli Küme’de çalıştırdıktan sonra 1957 yılında Adaletspor’a gitti. Profesyonel lig kurulunca yeniden Fenerbahçe’nin başına geçen Macar teknik adam 1959’daki ilk şampiyonluğu kazandı. İkinci sezonunun ilk haftalarında takımdan gönderildi. 1967-68 sezonunda yeniden Fenerbahçe’nin başına geçti. Sezon sonunda Lig Şampiyonluğu, Türkiye Kupası, Balkan Kupası, Cumhurbaşkanlığı Kupası ve Spor Toto Kupası’nı kazanmıştı. Ertesi sezon Fenerbahçe ligde dördüncü sırada yer alsa da tarihinin en önemli zaferlerinden birine yine Ignace Molnar yönetiminde imza attı. O dönem İngiltere’nin en iyi takımlarından biri sayılan Manchester City ile deplasmanda 0-0 berabere kalan sarı-lacivertliler, İngiliz devini İstanbul’da 2-1 mağlup ederek tur atladı. Ignace Molnar ertesi yıl yönetim kurulu kendisinin üzerinde bir birim oluşturmak isteyince görevinden ayrıldı.

7 Mircea Lucescu
Dilin kemiği yok

1960’ların sonunda Türkiye’de Rumen futbolcu akımı başlayınca günün birinde Lucescu da bavulunu toplar Türkiye’ye gelir. Fenerbahçe forması giyer, hazırlık maçlarında bile yer alır. Ancak anlaşamayınca tekrar Romanya’ya döner. Çok sık hoca değiştiren Fenerbahçe, 1980’lerde sıkça Lucescu ile anlaşmak ister ama her seferinde bir engel çıkar. Rumen hocanın Türkiye’de bir takımla anlaşması Terim’in gidişi sonrası yani Temmuz 2000’de gerçekleşir.

Açılışı Süper Kupa’yı kazanarak yapan Lucescu’nun Galatasaray’ı, sezonun
devamında Şampiyonlar Ligi’nde iki grup birden yükselip çeyrek finale kalarak tarih yazdı. Galatasaray’ın Real Madrid’le oynayacağı çeyrek final maçı öncesi ligdeki Beşiktaş maçının ertelenmesi talepleri kabul edilmeyince, “Bugüne kadar Türkiye için oynadığımızı düşünüyorduk. Artık kendimiz için oynayacağız. Demek ki bu ülke için Beşiktaş maçı daha önemliymiş. Bir atasözümüz var: köpekler istedi diye atlar ölmez” sözleriyle dikkatleri üzerine çekti. Karşılığında çingene yakıştırmalarına maruz kalan Lucescu bu hakaretlere rağmen işini yapmaya devam etti. İkinci sezonunda çok kısıtlı, kiralık yabancılarla dolu bir kadroyla şampiyonluğa ulaştı, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalin kapısından döndü. Ama bu kez de, tıpkı 1969-70’de Fenerbahçe’yi çalıştıran ve şimdiye kadar en az gol yiyen takımı yaratan Trian Ionescu’nun başına geldiği gibi, takımı savunma ağırlıklı futbol oynatmakla suçlandı. Fatih Terim’in dönüşüyle Galatasaray’dan ayrıldı, Beşiktaş’a geçti. Siyah-beyazlı takımı 100. yılında şampiyon yaptı. İkinci sezonunun ardından Beşiktaş’ın şampiyonluğunun engellendiğini söyledi, Türkiye’yi Çavuşesku’nun Romanya’sına benzetip soğuk diyarlara gitti…

6 Carlos Alberto Parreira
Baklavalar Parreira’dan

Fenerbahçe 1972-73 sezonunda Didi efsanesiyle sarsılmıştı. Fenerbahçe’ye iki şampiyonluk kazandıran Didi, 7-0’lık Benfica yenilgisiyle ayrılmak zorunda kalmış, 1970’lerin ortasında tekrar Fenerbahçe’ye gelmek istese de buna izin verilmemişti. Carlos Alberto Parreira ise Didi’den sonra Fenerbahçe’yi çalıştıran ikinci Brezilyalı teknik adam oluyordu. Parreira, Brezilya Milli Takımı ile 1994 Dünya Kupası’nı kazandıktan sonra Valencia’yla anlaşmış ancak kısa süre sonra ayrılmak zorunda kalmıştı. Parreira’nın kulüp takımlarında başarısız olduğu görüşü hakimdi ama alan savunması ve topa olabildiğince sahip olabilme özelliğiyle Türkiye’ye büyük yenilik getirdi. “Diamond” olarak tabir edilen baklavayı andıran diziliş sistemini Türkiye’ye yerleştirdi, takım savunmasının nasıl olması gerektiğini gösterdi. Tandemdeki Uche ve Högh’ün yakaladığı uyumla Fenerbahçe o sezon kalesinde sadece 19 gol gördü. 1994 Dünya Kupası’nda olduğu gibi Fenerbahçe’nin başındayken de futbolu çirkinleştirmekle eleştirildi, takımı yavaş oynatmakla suçlandı. Ancak ne var ki Parreira 1994’ten sonra bir kez de Türkiye’de kazanmıştı! Trabzonspor’un da ikramıyla kazanılan şampiyonluğun ardından görevi vatandaşı Lazaroni’ye devretti. Sağlık ve ailevi sorunları bahane etti, çalışmayacağını söyledi ancak birkaç ay sonra Metro Stars’ı çalıştırırken sobelendi.

5 Gordon Milne
Edirne’den öteye geçemeyince…

Başarı Türkiye’de kazanılan şampiyonluklarsa bu konuda en başarılı yabancı teknik direktör şüphesiz Gordon Milne’dir. Galatasaray’a kaybedilen şampiyonluk yarışı sonrası Miloş Milutinoviç’in görevine son veren Beşiktaş, İngiltere sularına daldı. Don Howe olmayınca Gordon Milne ile anlaştı. Milne’nin kariyeri sağlamdı, Liverpool’un eski futbolcusuydu, Lineker ve Hataley’i keşfeden teknik adam olarak da bir hayli gözdeydi. Gordon’un ilk döneminde şampiyonluk önce Galatasaray’a ardından da Fenerbahçe’ye kaptırıldı. Ancak ardından lige damga vurulacak yıllar gelecekti. İlerleyen dönemlerde dillere pelesenk olacak, “kolej takımı, arkadaşlık ortamı ve takım ruhu” gibi kelimeler futbol lugatımıza Gordon Milne’in Beşiktaş’ı sayesinde sokulacaktı.

1990, 1991 ve 1992’de art arda üç kez şampiyonluk yaşayan Gordon Milne, makine
gibi işleyen bir takım oluşturdu. Türkiye’de 4-4-2 sisteminin uygulanması konusunda ders verdi diyebiliriz. Futbolda oturmuş bir kadro kurmanın önemini gösterdi. Milne’in Beşiktaş’ında hangi futbolcunun kimin yerine, tahminen hangi dakikalarda gireceği bile belliydi. Türkiye liglerinde en uzun süre yenilmeme rekorunu da yine Gordon’un öğrencileri kırdı. 1990-91 sezonunun 25. haftasında 2-0 kaybedilen Gençlerbirliği maçından 1992-93 sezonunun 14. haftasındaki 3-1’lik Galatasaray mağlubiyetine kadar geçen 48 lig karşılaşmasında yenilmedi Beşiktaş. Hatalı Osvaldo Nartallo ve Francesco Manessero transferleri, sadece Türkiye’de kazanılan başarılar ve 1993-94 sezonunun ilk yarısındaki beşincilik Gordon’un Beşiktaş’taki sonu oldu. Beşiktaş sonrası önce Japonya’da teknik adamlık yaptı ardından Bursaspor ve Trabzonspor’da şansını denedi ama başarılı olamadı.

4 Todor Veselinoviç
Gol rekoru hâlâ onda

“İlk yarı bir maç yaptık ve 3-0 kaybettik. İkinci yarıyı 4-0 kazanmanızı istiyorum. Çıkın ve oynayın. Taktik maktik yok…”  Veselinoviç’in Fenerbahçe’nin Galatasaray’a karşı 3-0 geriden gelerek 4-3 kazandığı Türkiye Kupası maçında devre arasında söylediği bu sözler üzerine ciklet gibi yapıştı. “Çıkın ve oynayın” taktiğiyle nam saldı… Yugoslav teknik adam Todor Veselinoviç, Fenerbahçe’yle gol rekorları kıran, hücum futboluyla tanınan, Galatasaray’a karşı beş gollü galibiyetler alan ve ayrıca futbolcularıyla her zaman arkadaş olmuş bir teknik adamdı. Uzun süre Avusturya’da teknik direktörlük yaptığı için maç sonrası demeçlerini Almanca vermesi onu ilginç kıldı. Veselinoviç 1984 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Yugoslavya’nın teknik direktörüyken Saffet Susiç’in kötü performansı ve Zoran Simoviç’in yediği hatalı goller sonrası görevine son verilince gelmişti Türkiye’ye. Yugoların büyük rağbet gördüğü o günlerde Veysel’e kucak açan takım Fenerbahçe oldu.

Veselinoviç’in çalıştırdığı takımlarda akla gelen ilk özellik gol oldu. Zira takımını
şampiyon yaptığı her iki sezon da sarı-lacivertli ekip gol rekoru kırdı… Fenerbahçe 1984-85 sezonunda son 25 yılın en fazla gol atan takımı olarak şampiyon olacaktı. Ertesi sezonun hazırlık maçlarında alınan yenilgiler ve maddi sıkıntılar Veselinoviç’i Fenerbahçe’den ayıracaktı ama Yugoslav teknik adam 1988-89 sezonu için kurtarıcı olarak yeniden Fenerbahçe’nin başına geçecekti. İkinci döneminde kadrosunun iskeletini Sakarya’dan alınan dört futbolcuyla oluşturan Veselinoviç, Schumacher – Müjdat – Turan – Oğuz – Rıdvan – Aykut ve Hasan’la yine rekor sayıda golle (103) şampiyonluk yaşadı. Ertesi sezon benzer bir başarı yakalayamayınca ayrılmak zorunda kaldı. Sonraki dönemlerinde Gaziantepspor ve Karşıyaka’yı çalıştırdı. 1996-97 sezonunda üçüncü kez Fenerbahçe’nin başına geçti. Sebastiao Lazaroni sonrası, sezon ortasında eski futbolcusu Rıdvan Dilmen’le birlikte üstlendiği kurtarıcılık görevinde başarısız olunca ortadan kayboldu…

3 Abdullah Gegiç
Anadolu İhtilali

Türkiye belki de “kaybedenlerin memleketi”… Derwall ve Veselinoviç’in 1984 Avrupa Şampiyonası’ndaki yenilgilerle Türkiye gelmeleri ilk değildi. 1966 Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde Partizan, Real Madrid’i yenip kupayı alabilse Partizan’ın hocası Abdullah Gegiç Real Madrid’in başına geçecekti… Ancak Vasovic’in golüne Amancio ve Serena karşılık verince hem Real Madrid Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazandı hem de Abdullah Gegiç Partizan’dan ayrılıp başka bir takım aramak zorunda kaldı. Babasının tavsiyesiyle Türkiye’ye geldi. İlk sezon çalıştırdığı Fenerbahçe, tıpkı Partizan gibi, sonunu getiremedi… Sarı-lacivertli takım bitime iki hafta kala Vefa’ya Radoviç’in hatalı goller yediği maçta 2-0 mağlup olunca şampiyonluğu Beşiktaş’a kaptırdı. Böylelikle Gegiç’in Fenerbahçe defteri kapandı ama Türkiye macerası devam edecekti…

Ertesi sezon için Eskişehirspor’un teklifini kabul etti. Dört sezon sürecek Gegiç
ve Es-Es fırtınası o kararla başlamış oldu. İlk başarıya da ligin üçüncü haftasında Fenerbahçe’yi 3-0 mağlup ederek ulaştılar. 1967-68 sezonunu dokuzuncu sırada tamamlayan Eskişehirspor, 1968-69 ve 1969-70 sezonlarında ligi ikinci bitirdi. 1970-71 sezonu ise sadece İspanya’nın değil Avrupa’nın da en güçlü takımlarından biri olan Sevilla zaferiyle başladı. Deplasmanda 1-0 yenilgiyle dönülen Fuar Şehirleri Kupası maçının rövanşında son dokuz dakikada atılan üç gol Kırmızı Şimşekler’e hem 3-1’lik galibiyeti hem de turu getirdi. Aynı sezon ligi dördüncü tamamlayan Gegiç’in takımı, 1971-72’de de ligi yine ikinci sırada noktalarken, hem Türkiye Kupası’nı hem de Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı müzesine götürdü.

Türkiye’de en uzun süre çalışan yabancı teknik adam unvanını taşıyan Gegiç
sonraları Beşiktaş’ta, yarım sezon yine Fenerbahçe’de, Samsunspor’da, Adana Demirspor’da ve Bursaspor’da görev yapsa da hiçbirinde Eskişehirspor’daki kadar ses getirmedi. Bursaspor’un şimdilerde kullandığı Vakıfköy Tesisleri’nin yapımında büyük emeği oldu. 1969 yılında 6 maç Türk Milli Takımı’nın başında sahaya çıkan Gegiç, 1977’de Türk vatandaşlığına geçti. Köln Futbol Yüksekokulu’nu bitirerek “futbol profesörü” unvanını aldı. Bir dönem gazetelerde yazarlık da yapan Gegiç 2000’li yılların başında Sırbistan’a döndü, halen Zemun’un danışmanlığı görevini yürütmekte. Son olarak Mart ayının ilk haftası Eskişehirspor’un davetlisi olarak bir maça geldi, omuzlarda taşındı. Gelişiyle ve varlığıyla bu yazının da fikir babası oldu…

2 Sepp Piontek
Biraz geç anlaşıldı

Tınaz Tırpan 1990 Dünya Kupası elemelerinin ardından miadını doldurunca yeni hoca arayışlarına başlanmıştı… Derwall’in teknik direktör olarak belirlenecek ismin danışmanı olarak yer alacağı formüller düşünülürken, İtalya 90’a gidemeyen bir başka ülke Danimarka’nın da hocasıyla yollarını ayırdığı haberi geliyordu. Bu gelişmenin ardından Piontek’e teklif götüren Şenes Erzik federasyonu Alman teknik adamla anlaştı. 27 Mayıs 1990’da İzmir’de yapılan ve golsüz beraberlikle sonuçlanan İrlanda Cumhuriyeti maçından itibaren Piontek yönetiminde oynanan ilk 15 karşılaşmada galibiyet alınamadı. 25 Mart 1992’deki 3-2’lik Lüksemburg maçı Piontek’in ilk galibiyeti olacaktı. Onun yönetiminde toplam 27 maça çıkan milliler galibiyet sevincini sadece üç kez daha yaşayabilecekti. Anlaşılacağı üzere Piontek’in aldığı sonuçlarla çağ atlama arasında en ufak bir kesişme yok. Zaten o da Türkiye’deki görev süresi boyunca sadece sahadaki skorlara bakılarak değerlendirildi. Sonuçlar başarısız bulunduğu için de federasyon tarafından görevine son verildi.

İlk geldiği günden itibaren milli takımın ne kadar çok maç yaparsa o kadar çok gelişebileceğini ifade eden, futbolculara mücadeleci futbolu aşılayan, Fatih Terim ile birlikte oluşturduğu yapıyla bir yandan Ümit Milli Takım’ı geleceğe hazırlarken, öte yandan Türkiye’yi tarayarak genç yetenekleri bulmaya çalışan Piontek’in futbolumuza kattıkları o gittikten sonra anlaşıldı. Daha ilk maçında Tugay’a şans vererek gençlere güvenini göstermişti. Okan Buruk, Hakan Şükür, Abdullah Ercan gibi birçok ismi milli takıma monte eden de oydu.

1 Jupp Derwall
Maceda olmasaydı…

“Maçın bitimine 20 saniye vardı. Oyuncularımdan hiçbiri tehlikenin ve serbest atışın yaratabileceği kritik durumun farkında değildi. Bizimkilerden birkaçı hâlâ tartışırken İspanyolların uzun boylu liberosu Maceda’nın Alman kalesine doğru koştuğunu gördüm. Victor, serbest atışı Alman savunması için aşırı seri bir hareketle kullandı. Francisco’ya kimse müdahale etmedi ve top uzun bir ortayla Almanya ceza sahasına girerek kalenin arka direğine doğru süzülmeye başladı. Schumacher kaleden çok uzaklaşmıştı. Yedek kulübesinden herkesin topu kafayla karşılamak için nasıl gerilip hazırlandığını gördüm. Ama içlerinden sadece bir tanesi diğerlerinden daha yükseğe çıkarak, topu tüm şiddetiyle Alman kalesinin ağlarına taktı…”  Derwall’in “Türkiye Anıları” adlı kitabında anlattığı bu gol, Almanya’nın EURO84’ten elenmesine, kendisinin de 1978’den beri yürüttüğü Almanya Milli Takım teknik direktörlüğü görevine veda etmesine neden oldu… Aynı günlerde Galatasaray’ın hocası Tomislav Ivic, Benfica ile sürpriz bir nikah kıyınca sarı-kırmızılı takımla Derwall’in yolları kesişecekti. Derwall dönemin yöneticilerinden Alp Yalman ve Faruk Süren’in ısrarcı tutumu karşısında önce Türkiye’yi tanıma ziyareti yapmaya, sonra da teknik direktörlüğe “evet” dedi. Göreve geldiğinde ilk isteği tesislerin çimlendirilmesi oldu.

Beyaz saçlı Almanın Türk futboluna ve Türk futbolcusuna katkıları da o günden sonra başladı. Florya gün geçtikçe yeşillenirken, altyapıya da özel ilgi gösterdi. Hücum futbolu, pres ve alan savunması gibi kavramlar Derwall’le birlikte kullanılmaya başlandı. Türkiye’de futbol uzun çalımlarla oynanırken, hızlı, sade ve ileriye doğru oynanan bir oyun haline geldi. Yeni idman teknikleri ve futbolcuya özel çalışma programları da onunla başladı. Derwall’in Türk futboluna en önemli katkılarından biri de Mustafa Denizli’ye tecrübelerini aktarması oldu. 14 yıl aradan sonra kazanılan şampiyonluğun ardından aktif teknik direktörlük görevinden ayrılan Jupp Derwall ikinci şampiyonluk sevincinde danışman olarak yer aldı.

Coşkun Çelik tarafından yazılan bu yazı FourFourTwo’nun Nisan 2007 tarihli sayısında yayınlanmıştır

Paylaş!
Facebook Twitter Email

Anasayfa Sol Dergi Arşivi Diğer Manşet

Related Posts

Cevapla