Bir Zamanlar FourFourTwo'da! PELE



''Kral'',70'inci yaşına adım atarken ardında bıraktığı parıltılı kariyerini dün gibi hatırlıyor. O anlatıyor, FourFourTwo dinliyor...


Pele, henüz 16'sında umut veren bir genç olarak Santos'un kapısından içeri girdiğinde kimse ondan futbol tarihinin akışını değiştirmesini beklemiyordu. Aradan geçen 16 yılda Meksika'da üçüncü Dünya Kupası'nı kazandıktan sonra artık o, ''kral'' ilan ediliyordu. Bu süreç, Pele'nin, ya da nüfusta kayıtlı ismiyle Edson Arantes do Nascimento'nun kişisel hatıralarından öte, dünya futbolunun 20 yılının tarihi olmuştu!


Futbol kariyerine nokta koyduğu 1977 yılından bugüne Pele, tarihe altın harflerle kazınan hikayesini şüphesiz pek çok kez anlatmıştı. Bunu bir kez de FourFourTwo için yaparken ya gerçekten hiç sıkılmıyordu ya da çok iyi rol yapıyordu! 70'inci yaşını kutlamaya hazırlanan Pele'nin tek sıkıntısı, son dönemde kondisyonunu kaybetmiş olmasıydı:'' Normalde Santos'taki futbol okulumda çocuklarla beraber antrenman yapıyorum. Ama bu yıl Dünya Kupası yüzünden basın peşimi bırakmadı. Bir de Afrika'ya gidince antrenmanları iyice boşladım. Kondisyon tüm yaşlarda çok önemli. Eğer onu kaybederseniz vücudunuzla birlikte beyniniz de daha ağır çalışmaya başlar.''

Londra'da Hyde Park manzaralı bir otel odasında Pele'yi dinlemek, elbette bizim için büyük bir ayrıcalık. Onunla birlikte çıktığımız geçmiş yolculuğu, FourFourTwo tarihinin en özel anlarından biri oluyor. Pele ise 70'ine ayak basmaya hazırlanırken taze bir hafızayla , 15 yaşında Santos'un kapısından giren dahiyi ya da kariyerinin sonlarında ABD'de New York Cosmos'da geçirdiği günleri en ince ayrıntısına kadar anlatıyor.


İlk Yıllar


Brezilya’nın güney doğusunda, Minas Gerais eyaletine bağlı Tres Coracoes isimli kasabada doğmuştu Pele. Babası, yarı-profesyonel bir santrfordu. Aile reisinin bu kariyeri, aileyi Bauru isimli yoksul bir şehre sürüklemişti ve Edson Arantes do Nascimento, Zoca ve Maria Lucia isimli iki kardeşiyle birlikte, iki göz odalı bir evde yetişiyordu.


Pele olacak çocuk, gerçek topa ilk kez altı yaşındayken dokunmuştu. Daha sonra Bauru’nun genç takımında oynamaya başladığında hayalinde babası gibi bir golcü olmak vardı. “Babam büyük bir golcüydü. Bauru Athletic takımında sayısız gol atmıştı. Kendi kendime ‘Bir gün onun gibi büyük bir futbolcu olacağım’ derdim.” 1950 yılında Brezilya’nın yaşadığı felaketle birlikte Edson’un hayalleri de boyut değiştirmişti. Brezilya’nın Uruguay ile karşılaştığı final maçından önce herkes Brezilya’nın kupayı kazanacağından emindi. Fakat Maracana Stadı’nda, 200 bin kişinin önünde Uruguay galip gelmişti. “Babam ağlamaya başladı. ‘Baba neden ağlıyorsun?’ diye sordum. ‘Brezilya Dünya Kupası’nı kaybetti. İnanamıyorum’ dedi ve şunu söyledim: ‘Baba, üzülme… Senin için bir Dünya Kupası kazanacağım.” Bundan sekiz yıl sonra 17 yaşındaki Pele, sözünde duruyor ve Brezilya 1958’de İsveç’ten kupayla dönüyordu. Pele’ye göre bu, Tanrı’nın bir lütfuydu.




Edson’un babası, onun hedeflerini daha yukarı taşımakla kalmıyor, futbolunun gelişmesine

de önemli katkılarda bulunuyordu. Pele’ye sürekli farklı yönlerini geliştirmesini tavsiye ediyordu: “Küçükken mahallede benimle oynayan genç bir futbolcuyla alay ederdim, çünkü daha yetenekliydim. Babam şöyle derdi: ‘Bu yaptığın yanlış. Çünkü yeteneğin sana Tanrı’nın bir hediyesi. Eğer insanlara saygı duyarsan ve sol ayağınla ya da kafayla topa vurmayı öğrenirsen, o zaman kimse seni durduramaz.’ Onun sözünü dinledim ve herkes gibi sahile ya da sinemaya gitmek yerine çalışmayı tercih ettim. Bu, tüm hayatım boyunca yaptığım en önemli şeydi. Her zaman, herkesten daha iyi hazırlandım. Pek bilinmez ama kariyerim boyunca kafayla 100’den fazla gol attım. Meksika’daki 1970 Dünya Kupası finalinde attığım golü, fizik kondisyonumun yanı sıra gözüm açık yaptığım kafa vuruşu antrenmanlarıma borçluyum. Tüm bunlar babamın tavsiyeleri sayesinde oldu.”


Pek çok Brezilyalı futbolcu gibi Pele de futbola sokakta başlamıştı. Bauru’nun dar sokakları da futbola hevesli çocukları engelleyemediği gibi farklı yetenekler geliştirmelerine vesile oluyordu. “O zamanlar futbolcular topla daha fazla oynarlar, yeteneklerini daha fazla geliştirirlerdi. Çünkü futbol oynadığınız sokaklar dardı ve bu dar alanda çok sayıda futbolcuya karşı oynardınız. Bu durum sizi daha çabuk karar almaya zorlardı. İşte Bauru’dan çok fazla futbolcu yetişmesinin nedeni de bu. Ama bugün durum daha : farklı. Sokaklar asfaltla kaplanmış, çocuklar kapalı alanlarda oynuyor. Bizim sokakta oynamaktan başka seçeneğimiz yoktu.”


Santos Yılları


Waldemar de Brito, Pele’yi Santos’a götürüp onun “dünyanın en büyük futbolcusu” olacağını iddia ettiğinde, haliyle onu kimse ciddiye almamıştı. Ama Pele, Brito’nun yüzünü kara çıkarmamıştı. O Santos ile yükselirken, Santos da onunla dünya kulübüne dönüşmüştü. “Santos, 1956 yılında kapısından içeri girdiğim dönemde giderek büyüyen bir kulüptü. Gençlere şans tanıyorlardı. Benim A takıma bu kadar erken girmemin nedeni de budur. Bu yüzden Rio’dan ve Sao Paulo’dan bazı takımlardan teklifler almama rağmen buradan ayrılmadım.”

Pele, Santos’a transfer olduktan birkaç ay sonra ilk maçına Corinthians karşısında çıkıyordu. Hocası onu ikinci yarıda oyuna almıştı. “İlk golümü bu maçta attım. Kariyerimdeki en önemli anlardan biridir. Bunu asla unutamam.” Bir sonraki sezon ligi gol kralı olarak tamamlıyor ve ardından Brezilya Milli Takımı ile 1958 Dünya Kupası’nın yolunu tutuyordu.


Dünya Kupası’nda sahne alan Pele artık Brezilya çapında üne kavuşuyordu. Ama eve dönünce askere gitme zamanıydı. Orduda geçen bir yıl Pele’ye çok iyi gelmişti. “Tüm gençlere askerliği tavsiye ediyorum, çünkü orada çok şey öğrendim Brezilya’dan dünya şampiyonu olarak dönüştüm ve artık özgür olacağımı düşünüyordum. Ancak arkadaşlarım ‘Senden daha genç oyunculara örnek bir insan olmak için askere gitmelisin’ dediler. Ve gittim. Orada yemek yapmayı, insanlara saygı duymayı, bulaşık yıkamayı, ütü yapmayı öğrendim. Harika bir deneyimdi. Hayatta kalabilmek için pek çok şeyi yapmanız gerekiyordu. Tüm bunların ötesinde askerlik bana disiplini öğretti. Bu da futbolda yardımcım oldu.” Avrupa kulüpleri, Santos’ta yıldızı parlayan efsanenin bir an bile peşini bırakmıyordu. Özellikle 1968 yılından sonra Pele’nin taliplileri artmıştı. “Santos’ta bir aile gibiydik. Neden biraz daha fazla para için bunu terk edeyim ki? Santos’ta futbolu bıraktıktan sonra bile Inter’den, Real Madrid’ten ve Juventus’tan teklifler aldım. Ama hiçbirini kabul etmedim. Sadece New York Cosmos takımına ‘Evet’ dedim.”




Dünya Kupası


Pele, Brezilya Milli Takımı ile 1958 İsveç Dünya Kupası’na gittiğinde henüz 17 yaşındaydı. Bu, onun ilk yurt dışı deneyimiydi. “Buna rağmen yarı finalde üç, finalde de iki gol birden attım. Ama şüphesiz bunların arasında kariyerime damga vuran maç, çeyrek finalde Galler’e karşı oynadığımız oldu. Maç bizim için oldukça zordu. Kazanamazsak evin yolunu erken tutacaktık. Üzerimizde büyük bir baskı vardı. Grubun son maçında olduğu gibi sahada olmak istiyordum. Henüz en iyi futbolcu değildim. Kadroda Didi, Djalmar Santos, Gilmar, Nilton Santos, Zito gibi sorumluluğun büyük kısmını taşıyan futbolcular vardı. Hücum yapıp yapmayacağımıza onlar karar veriyorlardı. Ona rağmen benim golümle maçı 1-0 kazandık.”


Şili’de 1962’de düzenlenen Dünya Kupası, onun için hiç de iyi geçmemişti. Grubun ilk maçında Meksika karşısında ilk golü hazırlamış, ikinci golü ise o ağlara göndermişti. Çekoslovakya karşısında çıktığı ikinci maçta sakatlanınca turnuvanın geri kalanında forma giyemeyecekti.


1966 Dünya Kupası,Şili'den de büyük hayal kırıklığına sahne olmuştu. “Portekiz maçında yaşadığım sakatlık kariyerimin en kötü anıydı diyebilirim. İlk maçta sakatlandım. İkinci maçı kaçırdım ve son grup maçında sahadaydım. Ama henüz form tutamamıştım ve o maçı 3-1 kaybettik. O zaman, milli takımı bırakmayı bile düşündüm. Form durumum yerlerde sürünüyordu. Eğer 1966 benim son kupam olsaydı, Brezilya’ya kaybeden bir futbolcu olarak veda edecektim.”


1966’daki kötü anıların ardından Pele, 1970 yılında onu Dünya Kupalarının sembollerinden

biri yapacak bir performansla geri dönüyordu. O takım birçokları tarafından tarihin en iyi Brezilya’sı olarak gösterilir. 1969 yılında milli takımı bırakma kararından vazgeçerek eleme maçlarında oynamaya karar veriyordu. Brezilya Pele ile birlikte elemelerde müthiş bir performans sergiliyor ve altı maçın altısını da kazanıyordu. Pele de bu altı maçta altı gole imza atıyordu. “Bu kez üzerimde büyük bir sorumluluk vardı. Gerson ve Brito beni bir köşeye çekip şöyle dediler: ‘Bu bizim son Dünya Kupamız ve bunu kaybedemeyiz.’ Diğer taraftan Brezilya’nın yaşadığı siyasi çalkantılarla birlikte gerginliğimiz daha da artmıştı. Askeri yönetim bizden başarı bekliyordu. Tanrı’ya şükür her şey çok iyi gitti. Bu, benim adıma en iyi Dünya Kupası’ydı. Üstelik Batı Almanya, İtalya ve İngiltere gibi güçlü takımlara karşı mücadele ediyorduk. İyi bir takımdık ve Zagallo gibi iyi bir teknik direktörümüz vardı.”


Cosmos Yılları


Pele, üç Dünya Kupası zaferi ve milli takımda attığı 77 golün ardından, 1971 yılında Yugoslavya ile şerefine düzenlenen bir hazırlık maçında milli formaya veda ediyordu. Oysa henüz 30 yaşındaydı. Bundan üç yıl sonra da Santos’un Ponte Preda’yla karşı karşıya geldiği maçta birden topu eline almış, dizlerinin üzerine çökmüş ve ellerini iki yanına doğru kaldırıp tribünleri selamlamıştı. Bu, onun veda selamıydı. Ardından formasını çıkarıp oyundan çıkıyordu. Pele, babasının sözünü dinliyor ve Santos’a zirvedeyken veda ediyordu.


Üç yıl için 2 ile 4 milyon dolar arasında bir rakama atılan imza, o dönem için dudak uçuklatıcıydı. Fakat bu sıradan bir sözleşme değildi. Ve ABD’nin daha sonra keşfedeceği gibi Pele de sıradan bir futbolcu değildi. “Pek çok farklı ülkeden teklif vardı ama ABD’yi tercih ettim çünkü orada futbolun değerini artırmak istedim. Ve bence bu doğru bir adımdı. Bunu tek başıma yapmak büyük bir sorumluluktu fakat başardım. Bugün ABD’de futbol oldukça popüler hale geldi. Gençler artık futbola daha çok ilgi duyuyor.”


Pele, ilk yılında oldukça zor şartlarla karşılaşmıştı. Sahanın boyutları küçüktü, çimler yeterince iyi değildi. Çünkü sahalar beyzbol içindi. Kolej öğrencilerinden kurulmuş takım da yeterince güçlü değildi. Cosmos, Pele’yle ilk sezonunda Dallas, LA, Tapma Bay ve San Jose gibi takımların gölgesinde kalıyordu. “Ben orada olduğum için beklentiler de çok yüksekti. Ama Beckenbauer, Neeskens, Chinaglia gibi futbolcuların takıma katılmasıyla birlikte her şey değişti. Takım kazanmaya başladıkça ilgi odağı olduk. Robert Redford, Muhammed Ali, Mick Jagger, OJ Simpson, Andy Warhol, Elton John, Henry Kissenger gibi ünlüler bizi izlemeye geliyorlardı. Cosmos’dan önce John F. Kennedy ile tanışmıştım. Müthiş bir insandı. Daha sonra Mandela, Papa, Kraliçe gibi şahsiyetlerle de tanışma fırsatı buldum.”


Tüm şatafata, yüklü miktarda paraya rağmen Pele’nin önceliği kazanmaktı. Tıpkı Brezilya ve Santos’ta olduğu gibi Cosmos’ta da bunu başarıyordu. “1977’nin son sezonum olacağını biliyordum ve Tanrı’ya şöyle seslendim: ‘Elimden gelenin en iyisini yapacağım, iyi hazırlanacağım ama bir şampiyon olarak emekli olmak için yardıma ihtiyacım var.’ Tanrı bu talebimi geri çevirmedi ve kariyerime şampiyon olarak veda etmeme izin verdi.”




Lakabı


“Babam bana Edson adını taktı, çünkü Thomas Edison’un buluşlarından etkilenmişti. Böylesine önemli bir şahsiyetin adını taşımaktan gurur duyuyorum. Bauru’dayken kız kardeşim Lucia bana Dico diye seslenmeye başladı. (Edinho, Edico, Dico şeklinde türedi!) Daha sonra yine Bauru’da insanlar beni babamın da arkadaşı olan kaleci Bile’nin adıyla çağırmaya başladılar. Bu isim Pele gibi okunuyordu. Arkadaşlarım da beni bu isimle çağırıyorlardı. Bu ismi sevmiyordum. Bunun kavgasını verdim ama bilirsiniz, eğer çocuklara bir şeyi yapmamalarını söylerseniz daha beterini yaparlar. Ama şimdi bu ismi seviyorum. Çünkü bu isim tüm dünyada bambaşka bir şey ifade ediyor. Asker arkadaşlarımı bazıları beni hâlâ Edson diye çağırır. Ailemse Dico ismini kullanır.”




Topla İlk Tanışma


“Futbol oynamaya başladığımda top bulmak o kadar kolay değildi. Bu yüzden çoraptan top yapar, içini de kağıtla doldururduk. Annem deliye dönerdi, çünkü top için onun çoraplarını kullanırdım. Hindistan cevizini top olarak kullanmışlığımız da var. Ancak dağılıp gitmesin diye vurmazdık, sadece sürerdik. Gerçek topla ilk tanışmam Bauru’da oldu. Babam bana eski topları getirirdi.”


En Sıkı Rakibi?


''Bunu seçmek çok zor. Kiminle oynarsak oynayalım beni savunan her zaman takımın en iyi savunmacısı oldu. Ama en iyileri Bobby Moore ve Franz Beckenbauer'di. Beckenbauer zekiydi, onu atlatmak çok zordu. Bobby Moore ise gördüğüm en iyi, en çabuk defans oyuncularından biriydi.''





1000'inci Golü!


''Biliyorsunuz değişik gollerim oldu: Kafayla,röveşatayla ya da çalımlarla... Bu yüzden insanlar 1000'inci golün neden penaltıyla olduğunu soruyor. Brezilya'da ünlü bir gazeteci şöyle yazmıştı: '' Tanrı, dünyanın durup bu golü izlemesini istedi. İşte bu yüzden bu gol bir penaltı vuruşundan geldi.'' Ben de Tanrı istediği için bu böyle olduğunu düşünüyorum. Hatta bu golün Maracana'da olmasını isteyen de Tanrı'ydı. Maracana meselesi için bir senaryo yazıldı ama golü orada atmam tamamen bir tesadüftü.


En Çok Sorulan Soru?


''Bugün bile nereye gitsem 1970 Dünya Kupası'nda İngiltere kalecisi Gordon Banks'ın kurtardığı kafa vuruşunu hatırlatıyorlar. Dünya Kupası'nda pek çok gol attım, buna rağmen hep bu kurtarış ön plana çıktı! Bu şekilde tarihin bir parçası olmaktan mutlu muyum? Hayır! Ben gol atmayı seven biriyim.''


En Sevdiği Futbolcu?


''Kariyerim boyunca pek çok farklı oyuncuyla birlikte oynadım veya onlara rakip oldum. Maalesef bazıları Dünya Kupası'nda oynama şansı bulamadı. Mesela Di Stefano... Gerçekten müthiş bir futbolcuydu. Cruyf, Puşkaş,Zico, Bob Charlton,George Best de yine en sevdiğim futbolcular arasında.''



defans oyuncularından biriydi.”

Kahramanları?


'' Çocukluk kahramanım beni 16 yaşımdayken Santos'a denemeye götüren Waldemar de Brito'ydu. Arjantin ve Brezilya'da oynamış ve milli takıma yükselmiş harika biriydi. Brezilya'nın yıldızı Zizinho'nun 1950 Dünya Kupası performansına da hayrandım. Elbette babam da en büyük kahramanlarımdan biriydi.''


En Muhteşem Anıları?


'' Tanrı bana üç müthiş an yaşattı. Her zaman bir şampiyon olarak veda etmek istedim ve bu konuda şanslıydım. 1970 Dünya Kupası'nın benim son şampiyonam olacağını biliyordum. Santos ile de öyle... Son yılımda, 1974 yılında şampiyon olduk ve ben de sezonu gol kralı olarak tamamladım. New York'ta geçen üç yılın ardından 1977'de oradan ayrılacağımı biliyordum ve yine kazanan taraftaydım.''


(FourFourTwo Türkiye Kasım 2010 sayısından alınmıştır.)



0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör