top of page

Futbolu ABD’ye Sevdirmek



Yazı: Alper Erdem


Futbolun kökeninin nereden geldiğine dair birçok görüş olsa da genel kanı oyunun İngilizler tarafından icat edildiği yönünde. Buna karşın ilk olarak nerede oynanmış olursa olsun futbolun bugün bir Avrupa sporu olduğu ise tartışmasız bir gerçek.


Dünyanın en yetenekli futbolcularının, teknik direktörlerinin ve antrenörlerinin Avrupa kulüplerinin çatısı altında kariyerlerini sürdürmelerinin yanında futbol, eski kıtada uzun süredir oynandığı için birçok hikaye ve geleneği de içinde barındırıyor.


Siyasal ve sosyolojik kimliğini futbol üzerinden tanımlayan Barcelona, bir top fabrikasının işçileri tarafından oluşturulan Arsenal ve uzun süre devlet desteğini arkasına alan Bayern Münih gibi birçok örnek, Avrupa’nın futbolla olan bağının bir oyunun ötesinde olduğunu kanıtlıyor.


Buna karşın futbolun evrensel olduğu ve herkesi kapsadığı dünyada, futbolu sevdirmek ve kendi kültürünü yaratmak için çalışan bir kıta göze çarpıyor. Dünyanın ekonomik ve siyasal yönden en güçlü ülkelerinden biri olan ABD’de futbol, en popüler spor olmasa da popülerleşmesi için en çok çaba sarf edilen sporlardan biri olarak dikkat çekiyor.


Taçsız Kral Pele ve Beckenbauer


Her ne kadar ABD’de futbol liglerinin tarihi 1900’lerin başına dayansa da (USSF, 1913 yılında kuruldu), Amerikalıların futbola ilgisini çekmek yaklaşık 70 yıl sürdü.


Yeni Kıta’da en popüler sporlar sıralamasında beyzbol, basketbol ve Amerikan futbolunun arkasında kalan futbolun dünyadaki gelişimi ve özellikle yıldan yıla gelişen futbol endüstrisindeki gelirler, ABD’ye bu oyunu sevdirmek isteyen yetkililerin farklı planlar yapmasına yol açtı.


Şöhret kültürünün en uç noktada yaşandığı ABD’de bulunan yol, futbolun en büyük yıldızlarını ülkeye çekmek ve bu sayede hem Avrupalıların hem de ülkedeki sporseverlerin ilgisini yeşil sahada toplamaktı.


Son 20 yılda benzerinin çokça gördüğümüz bu metodun ilk büyük süper yıldızı Pele oldu. Pele, futbolun bir din gibi benimsendiği Güney Amerika’da büyük bir efsaneydi. FIFA Dünya Kupaları tarihine geçen performanslarıyla birçokları için tarihin gelmiş geçmiş en iyi futbolcusuydu.


Hal böyle olunca ABD’nin ülkeye getirmek istediği yıldızlar listesinin en başında da onun adı vardı. 1975 yılında Pele’nin New York Cosmos ile anlaştığı haberi bütün dünya basınının gündemindeydi.

Pele’nin daha sonraları verdiği bir röportajda anlattığı üzere New York Cosmos’un da ana hedefi takımın başarılı olmasından çok Pele’nin markasını kullanarak ABD’ye futbolu yaymaktı:


“Futbola ara vermiştim. Milli takımı ve Santos’u bırakmıştım. Çok büyük iki takımdan sonra New York’ta ne yapacağım? dediğimde Clive Toye (NY Cosmos Başkanı) bana: ‘Futbolu, Avrupa ve Güney Amerika’daki kadar büyük bir spor haline getirmek istiyoruz.’ dedi.”


Pele’nin ABD’ye gelişinin yarattığı etki birçok büyük yıldızın da bu yönde hareket etmesine sebep oldu. Pele’den sonra Giorgio Chinaglia, Franz Beckenbauer, Carlos Alberto, Johan Cruyff, George Best ve Gordon Banks gibi büyük efsaneler de kariyerlerini ABD’de sürdürmeye karar verdiler.


Brezilyalı efsane futbola veda etmeden önce ABD’de daha önce (ve muhtemelen daha sonra) hiç görülmeyen bir etki yarattı. Tribünlerde seyirci rekorları kırıldı. Futbola ve doğal olarak Pele’ye olan ilgi, birçok ünlü ismi bile stadyumlara çekti. Pele transferi ABD’de futbolun popüler hale getirmeyi başarmıştı ancak bu ilginin sürekliliğini sağlama konusunda beklenen etkiyi yapamamıştı. Öyle ki Pele futbolu bıraktıktan sonra, ABD Ligi’ne ilgi giderek düştü. Bu sürecin sonunda 1984’e gelindiğinde Kuzey Amerika Futbol Ligi iflas etti.


Dünya Kupası Fırsatı


Kuzey Amerika Ligi’nin iflas etmesine karşılık ABD, futbolu ülkede popülerleştirme isteğinden geri adım atmadı.


1994’te düzenlenecek FIFA Dünya Kupası için ev sahipliğine aday olunması da bunun en büyük göstergelerinden biriydi. Brezilya ve Fas ile turnuvaya aday olan ABD, yapılan oylamada birinci çıktı ve 1994 FIFA Dünya Kupası’nı düzenlemeye hak kazandı.


FIFA, bu organizasyonun bir ön koşulu olarak ABD’de her şeyiyle profesyonel bir futbol ligi kurulması gerektiğini iletti. Hali hazırda ülkedeki en üst düzey lig olan Major League Soccer (MLS), bu şekilde 1993 yılında kuruldu.


Ülke hali hazırda 1984 Olimpiyat Oyunları dolayısıyla tesisleşme anlamında organizasyona hazırdı. Buna karşın futbola ilginin ne düzeyde olacağı merak ediliyordu. 1994 FIFA Dünya Kupası tamamlandığında, ABD tarihin en başarılı organizasyonlarından birini gerçekleştirmeyi başarmıştı. Turnuvada seyirci rekorları kırılmış ve ABD görece düşük bir maliyetle turnuvayı organize etmişti.

Ancak FIFA Dünya Kupası’ndaki bu başarı da futbolun popülerliğini uzun vadeye yayamadı.


Son 20 Yıl Büyük Yıldızlar Dönemi


2000’lerin başıyla birlikte ABD’de futbola yatırım yapan kişilerin sayısı da artmaya başladı. Büyük şirketler ve büyük yatırımcılar, başta Avrupa’nın 5 büyük liginden olmak üzere yeni kulüpler satın almaya başladı.


Bununla birlikte ABD’de futbolu daha çekici hale getirmek için yıldız isimleri MLS takımlarına transfer etme stratejisi devam etti.


Modern dönemde bu transferlerin ilki 2007 yılında Real Madrid’den Los Angeles Galaxy’e gelen ve hali hazırda şu anda ABD’de Orlando City takımının sahibi konumunda bulunan David Beckham idi.

Bir futbol ikonu olan David Beckham, hem saha içi hem de saha dışındaki markasıyla ABD için çok iyi bir tercih olarak görüldü. Beckham ile başlayan transferleri daha sonra Alessandro Nesta, Thierry Henry, Kaka, Wayne Rooney, Didier Drogba, Frank Lampard, Andrea Pirlo, David Villa, Bastian Schweinsteiger, Steven Gerrard ve Zlatan Ibrahimovic gibi dünya yıldızları izledi.


Bugün gelinen noktada bazı kulüplerin yaklaşık 40.000 seyirciyi maçlara çekebildiği ABD’de, yıldız merkezli gösteri oyunundan tıpkı Avrupa’daki gibi taktik ve stratejinin önem kazandığı bir futbola geçiş başladı.


Tüm bu gelişmelerin ardından oyunun ve yarattığı endüstrinin önümüzdeki yıllarda ABD’de gelişmeye devam etmesi bekleniyor.

0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page