top of page

Zirveden En Dibe: Paul Pogba



Yazan: Alper Erdem


Hayatta zirvede kalmanın, oraya çıkmaktan çok daha zor olduğunu söyleyen yüzlerce özlü söz vardır. Futbol için de aynısı geçerlidir. Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi, bu yüzden gelmiş geçmiş tüm meslektaşlarından ayrı bir yerdedir.


Çünkü futbolun dünü yoktur. Dünyanın bu en güzel oyununda, dün yaptıklarınızın bugün unutulduğu ve yarının yeni bir başlangıç olduğu aşikardır. Yarın ise acımasızdır. Tekrar tekrar kendinizi kanıtlamak zorunda olduğunuz, zirvede kalmak için daima %100’ünüzü vermeniz gereken oyun da bu yönüyle hayat gibidir.


2016 yazında dünyanın bütün devlerini peşinden sürükleyen Paul Pogba’nın bugün yaşadıkları da bu anlamda benzersiz bir hikayenin konusudur.


İki Yabancı Şehre Gelir…


1996 yazında uzun boylu bir Fransız, eşyalarını toplayarak Milano’dan Londra’ya taşınmaya karar verdiğinde bunun hem kendisinin hem de başkalarının hayatlarında ne kadar büyük bir etki yaratacağını tahmin edemezdi.


O dönemde İngiliz futbolunun tek hakimi, Sir Alex Ferguson yönetimindeki Manchester United’dı. Kırmızı forma, herkesin giymek istediği formaydı. Tüm oyuncular, Sir Alex Ferguson ile çalışmak istiyorlardı. Buna karşın Patrick Vieira ise oynadığı “sıkıcı” futbolla ünlenen Arsenal’a katılıyordu. Nereden bakılırsa bakılsın Milan’dan Arsenal’a transfer olmak geriye atılmış bir adım gibi görünüyordu.


Ancak Vieira’nın Arsenal’a transferinden sadece birkaç gün sonra Kuzey Londra bir başka misafiri daha ağırlayacaktı. Japonya’dan gelen bu Fransız, kendisini sorgulayanları fena halde yanıltarak İngiliz futbol tarihini değiştirecekti.


Arsenal, o yaz Vieira ve Arsene Wenger ikilisini bir araya getirerek bir başka değişikliğe daha yol açtı. Etkisini yıllar sonra öğreneceğimiz bu değişikliğin kahramanı, o günlerde muhtemelen 3 yaşındaki her çocuğun yaptığı gibi oyuncaklarıyla oynuyordu.


Her Şeyi Başlatan Hayranlık


Eğer Arsenal 1996/97 sezonunun başında Wenger ve Vieira’yı almasaydı muhtemelen Sir Alex Ferguson’ın rekorlar kitabında Premier League’i üst üste 6 kez kazanan tek teknik direktör başlığı da olacaktı.


Ancak 1997/98 sezonunda Arsene Wenger’in taktik dehası, saha içinde Patrick Vieira’nın yetenekleriyle birleşince Premier League şampiyonu Arsenal oldu.


Daha 1 sene önce Londra’ya toy bir orta saha oyuncusu olarak gelen Vieira, ellerinde Premier League kupasıyla Highbury’i turlarken Avrupa’nın en çok istenen oyuncularından birine dönüşmüştü.


Genç Fransız her şeyi yapabiliyordu. Top taşıyor, rakip hücumları kesiyor, takımını atağa çıkarabiliyor, rakibin kim olduğuna aldırmadan herkesle mücadele edebiliyordu. O, en iyilerden biriydi ve Sir Alex Ferguson’a göre en iyilerin yeri Manchester United’dı.


Kırmızı Şeytanlar’ın Patrick Vieira için Temmuz 2001’de Arsenal’ın kapısını çalmasının sebebi de buydu. Ne var ki Ferguson ve United, bu girişimden eli boş dönmüşlerdi. Manchester United, dünyanın zirvesindeydi ve buna rağmen istediği bir oyuncuyu alamamıştı.


Reddedilmekten hoşlanmadığı herkes tarafından bilinen Sir Alex Ferguson’ın 2003 yılında Vieira için bir kez daha ezeli rakibinin kapısını çalması tesadüf değildi. Ancak Arsenal, kapıyı bir kez daha Ferguson’un yüzüne kapattı.


Efsane menajer Sir Alex Ferguson’ın bu denemesinde de başarısız olduktan sonra işin peşini bıraktığını düşünebilirsiniz. Fakat yanılıyorsunuz. Çünkü Manchester United, üçüncü ve son kez Patrick Vieira’yı istediğinde tarihler 2007’i gösteriyordu. Değişten tek şey, takvimdeki yıllar ve Alex Ferguson’ı reddeden kulübün bu kez Inter olmasıydı.


Büyük hayalini gerçekleştiremeyen Ferguson, kariyerinde çok az rastlanılan bir şekilde yenilgiyi kabullenmişti. Ancak Patrick Vieira’dan vazgeçmiş değildi. Onun yeni hedefi, yeni Patrick Vieira’yı bulmaktı.


Sir Alex Ferguson, bunun için 2 yıl daha beklemek zorunda kalsa da nihayet aradığını bulduğundan emin olmuştu.


Yeni Vieira


“Manchester United, Pogba’yı transfer etmek için oyuncuya para teklif etti. Bunu belgelerle kanıtlayabilirim. FIFA’ya konuyla ilgili dava açtık. Bu çok ciddi bir durum, kazanacağımızdan eminiz.”


2009 yılında Paul Pogba’yı bedelsiz şekilde Manchester United’a kaybeden Le Havre Başkanı Alain Belsouer, muhtemelen kulüp tarihinin en karlı satışını yapamadığı için öfkeliydi.


Belsouer’ün iddiası çok ciddiydi. Ona göre Manchester United, henüz 16 yaşında olan Paul Pogba ile görüşmüş ve ona 17 yaşına girdiği andan itibaren 3.500 £ kazanacağını garanti etmişti. FIFA kuralları gereği, reşit olmayan bir oyuncuya böyle bir teklif yapmak yasaktı ve elbette Manchester United bunun farkındaydı. Yine de “koca” United’ın 16 yaşındaki bir oyuncu için bu riske girmesi, aslında çok şey anlatıyordu.


“Sir Alex Ferguson'ın Manchester United'ı, yıllar boyunca uzun ve güçlü bir Fransız orta saha oyuncusuna karşı mücadele etti. Ancak şimdi Fergie'nin elinde kendine ait bir Fransız’ı var.”


FourFourTwo, 2011 yılında yayımladığı makalesinde o günlerde 18 yaşında olan Paul Pogba’yı böyle anlatıyordu. İngilizler için onun bir Patrick Vieira kopyası olduğu aşikardı.


Paul Pogba, Ekim 2009’da Manchester United U18 için ilk kez sahaya çıktığı andan itibaren Kırmızı Şeytanlar’ın kendisi için neden FIFA kurallarını esnetmeyi göze aldığını kanıtladı.


“Manchester United'ın, itibarlarına verebileceği olası zarara rağmen Pogba’yı almak için neden bu kadar çabaladığı şimdi anlaşıldı. Genç Fransız çok güçlü, enerjik ve bir o kadar da teknik. Tüm bunlar onu İngiliz futbolundaki elit seviye için mükemmel bir aday haline getiriyor. Pogba’da ilk fark edeceğiniz şey onun güçlü fiziğidir. 1.80’in üzerinde olmasına rağmen merkezde durgun bir oyuncudan çok daha fazlasını vaat ediyor. Kendine ait bir stili var ve top sürmekten, rakip defansın üstüne gitmekten veya şut çekmekten korkmuyor.” (FourFourTwo, 2011)


Kariyerini Değiştiren Karar


Paul Pogba, 2009 yılında Manchester United’a tartışmalı bir şekilde transfer olduktan sonra bir süre gözden uzakta gelişti.


Futbolu çok yakından takip edenler için Pogba, Kırmızı Şeytanlar’ın altyapısında bulunan onlarca genç yetenekten biriydi. Buna karşın Paul Pogba, Fransa milli takım formasını giydiğinde işleri kendi lehine (kariyerinin sonrasında da sıkça şahit olacağımız gibi) değiştirdi.


Tom Kell, UEFA tarafından görevlendirildiği 2010 U17 Avrupa Şampiyonası’nı yerinden takip ediyordu. Kell, şampiyonaya doğru giderken Avrupa futbolunun geleceğine damga vuracak yıldızlardan birkaçını yolun başında yakalayacağını tahmin etmiş olmalıydı. Şans Tom Kell’in yüzüne güldü ve UEFA muhabirini Paul Pogba ile karşı karşıya getirdi.


“Paul Pogba, turnuvada konuşma şansı yakaladığım ilk oyunculardandı. Fiziği ve uzun boyu hemen göze çarpıyordu. Bugünkü kadar tılsımlı değildi ancak büyük bir oyuncu olacağını gösteren mükemmelliği kaderinde taşıyor gibi görünüyordu.” (UEFA.com)


Pogba, gösterdiği büyük potansiyele rağmen henüz Manchester United’da beklediği ilgiyi görememişti. Onun için Le Havre ile karşı karşıya gelen United, oyuncusunu rezerv takımında unutmuş görünüyordu. Genç Fransız’ın U17 Avrupa Şampiyonası’nda sergilediği performans bile Sir Alex Ferguson’ın Yeni Vieira’sını hatırlamasına yeterli olmadı.


Öyle ki Pogba, 2012’de takımdan ayrılmaya karar verdiği gün, Manchester United formasını sadece 7 kez giymişti.


Tom Kell’in kaderini okuduğu genç yıldız adayı, Manchester United’a ve teknik direktörüne güvenini kaybetmişti. U17 Avrupa Şampiyonası’nda birlikte oynadığı birçok arkadaşı ve rakibi, kendi takımlarında süre alırken Fransa alt yaş gruplarının en parlak oyuncusu hala ana sahneye çıkamamıştı.


Pogba’nın verdiği karar, kariyerini etkileyecek ve sahnenin tüm ışıklarını onun üzerine çekecekti.


Bir Süper Yıldız Doğuyor


Paul Pogba’nın 2012 yazında Manchester United ile sözleşmesini yenilemeyip Juventus’a transfer olması, İngiliz basınında yankı bulmuştu.


Kırmızı Şeytanlar’ın önemli bir genç yıldız adayını bedelsiz şekilde kaybettiğini düşünenlerin aksine Sir Alex Ferguson durumdan hiç rahatsız görünmüyordu.


"Pogba, bildiğimiz kadarıyla uzun zaman önce Juventus'a imza attı. Bu tavır hayal kırıklığı yaratıyor, bize saygı gösterdiğini düşünmüyorum. Bu yüzden dürüst olmak gerekirse oldukça mutluyum.”


Sir Alex Ferguson, birçok şeyi ön görebilmesiyle dünyanın gelmiş geçmiş en büyük teknik direktörlerinden biri olsa da o günlerde Pogba’nın gidişinin kulübe getireceği maliyeti belli ki tahmin edememişti.


Manchester United’ın kendisine yaklaşımı, Sir Alex Ferguson’ın sözleri ve artık geleceğini daha net görebilmesiyle Pogba, Estonya’daki U19 Dünya Kupası’na çok odaklanmış bir şekilde gitti.


Fransa U19 takımı turnuvada yarı finale kadar yükselirken orta sahada parlayan isim Paul Pogba’dan başkası değildi.


Turnuvayı yerinde takip eden Andrew Haslam onun için, “Pogba'nın turnuvadan önce Juventus’a transfer olması zaten onu ilgi odağı haline getirmişti. Turnuvaya geldiğinde ise Fransa’nın liderinin kim olduğuna dair en ufak bir şüphe bırakmadı. Kendine özgü stiliyle takımdaki her şey Pogba’nın etrafında dönüyordu.” diyordu.


Haslam’ın sözlerini destekleyen Fransa U19 Teknik Direktörü Pierre Mankowski ise oyuncusunu bu sözlerle yorumluyordu:


“Pogba ile sürekli konuşuyoruz. O, takımın liderlerinden biri. Eğer diğer oyunculara bir mesaj iletmek istersem veya onlar hakkında bir şey öğrenmeye ihtiyacım olursa Pogba’ya başvururum. Daima takımın merkezinde yer alıyor. Tek kusuru saatini nadiren yanında bulundurması, cep telefonunu sürekli kapatması ve numarasını çok sık değiştirmesi.”


Paul Pogba’nın hayatının bir dönemi, U19 Dünya Kupası’nın ardından kapanmıştı. Şimdi yeni bir dönem başlıyordu. Siyah beyaz forma, bir kez daha bir Fransız’a çok yakışacaktı.


Pogba’nın Büyüdüğü Yaz


"Paul, fiziği, kondisyonu ve hücuma geçme yeteneği sayesinde her türlü orta saha rolünde oynayabilen modern bir orta saha oyuncusu.”


Paul Pogba, 2012 yazında Juventus’a gelecek vaat eden bir oyuncu olarak geldikten yaklaşık 1 sezon sonra takımın ana parçalarından birine dönüşerek Antonio Conte’nin yukarıdaki iltifatlarına mazhar oldu.


İtalyan teknik direktör, Sir Alex Ferguson’ın aksine Pogba’ya gelecek vaat eden bir yıldız adayı gözüyle bakmadı. Conte’nin planlarının ana parçasında 19 yaşındaki yıldızın önemli bir rolü vardı. Daha ilk sezonunda toplam 37 maçta sahaya çıkan Pogba, kendisine güvenen İtalyanları mahcup etmedi.


İlk sezonunda şampiyonluk yaşayan Pogba, Juventus’taki başarısını Türkiye’de taçlandırdı. Fransa’nın U17 ve U19 takımlarına “geleceğin yıldızı” olarak giden Pogba, Türkiye’deki U20 Dünya Kupası’nda uluslararası bir yıldıza dönüştü.


Fransa U20 takımı, Türkiye’de şampiyonluk kupasını havaya kaldırırken Paul Pogba tartışmasız şekilde turnuvanın büyük yıldızı olmuştu. Genç Fransız, sadece oynadığı futbolla değil liderlik özellikleri ve gösterdiği olgunlukla da parlıyordu. O artık Manchester United’ın gözden çıkardığı çocuk değildi. Paul Pogba, bir dünya yıldızıydı ve en önemlisi o da bunun farkındaydı.


“Ne kadar çok maç oynarsanız oyunu o kadar çok anlamaya ve doğru kararlar vermeye başlarsınız. Xavi, Inistea, Diaby ve Yaya Touré gibi harika bir oyuncuları, diğer iyi oyunculardan bu şekilde ayırt edebilirsiniz. Hala yapacak çok işim olduğunu biliyorum. Ancak şimdilik, U20 Dünya Kupası Altın Top ödülünü ve U-20 Dünya Kupası'nı kazanmanın tadını çıkarıyorum.”


Fransa’nın turnuvadaki başarısı elbette tüm dünyada haber değeri taşıyordu. Bununla birlikte farklı dillerdeki manşetlerde hikayenin ana kahramanı asla değişmiyordu.


FIFA’nın resmi sitesinde Pogba’nın liderliği öne çıkarılıyordu:


“Fransız kaptanın sahadaki varlığı bile rakiplerin saygısını kazanmak için yeterliydi. Pogba'nın göz korkutucu fiziği, korkusuz mücadelesi, bitmek bilmeyen enerjisi ve oyunu okuyarak tempoyu belirleme yetenekleri 20 yaşındaki yıldızı takımın tartışmasız lideri yaptı. Öyle ki takım arkadaşları başlarını öne eğdiğinde onları ayağa kaldıran isim Pogba’ydı.”


Bleacher Report’tan Christopher Atkins ise o günlerde Pogba’nın geleceğinin ne kadar parlak olduğunu anlatıyordu:


“Yeteneği bir süredir biliniyordu. Ancak dünya geçtiğimiz yıl onun; Manchester United Rezerv takımının yeteneğinden Serie A şampiyonu ve U20 Dünya Kupası şampiyonunun yıldızına dönüşmesine şahit oldu. Birkaç haftadır bize, kendi neslinin öncü ışığı olma potansiyeline sahip olduğunu kanıtlıyor. Şimdi geriye sadece bu seviyeyi koruyup önümüzdeki yıllarda da buna devam etmesi kalıyor.”


Elbette futbol dünyası da bu tılsıma gözlerini kapamamıştı. Juventus ve Fransa U20 ile elde ettiği başarılardan sonra Pogba’nın ismi transfer dedikodularının merkezindeydi.


FourFourTwo, 2013’te okuyucularına aktardığı haberde Arsenal’ın Pogba ile yakından ilgilendiğini belirtiyordu. Juventus CEO’su Marotta ise genç Fransız’ı isteyen kulüplere kapıları kapatmakla meşguldü:


“Pogba’yı unutun! Onun için gelebilecek herhangi bir teklifi dinlemeye bile en ufak niyetimiz yok!”

Arsenal, Pogba’nın peşine düşerken aynı günlerde Manchester’da ise bir pişmanlık rüzgarı esiyordu. Öyle ki Daily Mail, Sir Alex Ferguson’ın ayrılığından sonra göreve gelen David Moyes için “Thiago Alcantara’yı transfer edemeyen David Moyes, orta sahadaki asıl dinamonun çoktan ellerinden kayıp gittiğini düşünüyor olabilir: Paul Pogba…” ifadelerine yer veriyor ve Kırmızı Şeytanlar’ın da eski oyuncusu için pusuda beklediğini yazıyordu.


Pogba’nın o yaz tüm bu iddialar karşısındaki duruşunu ise FourFourTwo okurları yakından takip ediyordu:


“Juventus’u çocukluğumdan beri sevdim ve onları her zaman destekledim. Taraftarlar beni kaybetmekten mi korkuyorlar? Ben henüz o kadar önemli biri değilim. Burada Pirlo ve Buffon’a, gerçek şampiyonlara bakıyorum ve onlardan öğreniyorum. Şu anda kendimi buradan başka bir yerde görmüyorum.”


Ölçülü bir tevazu, ayakları yere basan açıklamalar... Paul Pogba’nın büyüdüğüne tüm dünya şahit oluyordu.


Artık Zirvede O Var


Pogba, U20 Dünya Kupası’nın şampiyonu ve en değerli oyuncusu olarak Juventus’a döndüğünde belirlediği yüksek standartlardan ödün vermedi. Dahası ikinci sezonunda özellikle skor katkısını çok daha keskinleştirdi.


2013/14 sezonu bittiğinde istatistik hanesine 51 maçta 9 gol ve 16 asist ekleyerek birçokları için Serie A’daki en iyi orta sahanın kim olduğu tartışmasını kapatmıştı.


Juventus ile 2 kupa kazandığı sezonun ardından onun için bir başka büyük yaz daha kapıdaydı. Herkes, Brezilya’da düzenlenecek Dünya Kupası’na odaklanmıştı. Paul Pogba, kariyerinde ilk kez A takımla bir büyük turnuvada yer almaya hazırlanıyordu.


Turnuva öncesinde birçok değerlendirme yazısının merkezinde Pogba vardı. Bu yazılardan biri Haziran 2014’te turnuvanın başlangıcından 1 gün önce Liam Newman imzasıyla Bleacher Report’ta yayımlandı.


Liam Newman, Pogba’nın Manchester United’dan ayrılışını hatırlattığı yazısında onun için “Juventus’a geldiğinden beri ‘sansasyonel’ olmaktan başka bir şey yapmadı. Henüz 21 yaşında olmasına rağmen Brezilya’ya giden Fransa kadrosunun cazibe merkezi konumunda.” ifadelerini kullanıyordu.


İtalya Teknik Direktörü Cesare Prandelli’nin “Bence o dünyadaki en iyi orta saha oyuncusu.” dediği 21 yaşındaki Paul Pogba, The Guardian’ın Marc Williams imzasıyla okuyucularına aktardığına göre Manchester United tarafından ısrarla isteniyordu.


Manchester United, o gün için Juventus’un yaklaşık 70 milyon €’luk talebini çok fazla buluyordu.

Pogba, 2014 Dünya Kupası’nda çeyrek finale ulaşan Fransa’da tüm maçlarda süre alırken adeta 70 milyon €’nun kendisi için çok düşük bir bedel olacağını ilan etti. Dünya Kupası’nda da görüldüğü üzere o artık Fransa milli takımının da vazgeçilmeziydi.


Kariyeri boyunca karşılaştırıldığı Patrick Vieira, 2014’te onun için belki de övgülerin en anlamlısını dile getiriyordu:


"Benim o yaştaki halim düşünüldüğünde Pogba benden çok daha teknik ve topla çok daha rahat. Ben savunmayla daha çok uğraşıyordum ama o bununla birlikte hücuma daha çok odaklı ve takım oyununa çok daha fazla katılıyor.”


Juventus ile kazandığı şampiyonluklar yıllar geçtikçe değerine değer kattı. Pogba ismi artık bir marka ve komple orta saha oyuncusunun tanımıydı.


“Pogba Is Coming Home”


2016/17 sezonu başlamadan dünya futbolunda bütün kulislerde aynı soru soruluyordu: Paul Pogba nereye gidecek?


Bir dünya yıldızı olmanın en önemli avantajlarından biri, futbol oynamak için istediğiniz kulübü seçme özgürlüğünün elinizde bulunmasıdır. Paul Pogba’nın 2016 yazında yaşadığı şey de tam olarak buydu.


Dünya futbolunun devleri, onu kadrolarına katmak için tekliflerini sıralıyordu. Real Madrid, Pogba için iyi bir seçenek olabilirdi. Barcelona’da yepyeni bir oyun anlayışıyla başka bir noktaya evrilebilirdi. Bayern Münih’te kupa koleksiyonunu doldurabilir, Arsenal’da gençlere liderlik edebilirdi.


Tüm bunlara rağmen Paul Pogba, eve geri dönmeyi tercih etti. 4 yıl önce kendisini bedelsiz olarak gönderen Manchester United, kulüp tarihinin en büyük bedelini ödemeye hazırlanıyordu.


2016 yazında Pogba’nın Manchester United’a geri dönme ihtimalini Daily Telegraph için değerlendiren Jeremy Wilson, “Manchester United, onu istediği seviyeye getirebilecek mükemmel bir kulüp. Burada, kulübü yeniden zirveye taşımak isteyen bir yapıda ve dünyanın en iyi liginde gelişmesi için her şeye sahip olacak.” diyordu.


Paul Pogba’nın tekrar Premier League’e katılma ihtimali büyük bir heyecan yaratmıştı.


Beklenen gerçekleştiğinde Manchester United, 4 yıl önce bir hiç uğruna kaybettiği eski oyuncusu için dünya transfer rekorunu kırmıştı.


Manchester United, 2012’de Paul Pogba’yı Juventus’a bedelsiz göndererek tarihinin en kötü anlaşmalarından birine imza atmıştı. 2016 yılında oyuncuyu 105 milyon €’ya transfer etmek bunun bedeli olarak görülüyordu.


Ancak Pogba konusunda kaderin Manchester United’a biçtiği pay, bedel ödemekti. Kulüp, taraftarlar ve dünyanın bunu anlaması için henüz zamana ihtiyaç vardı.


Sakatlık Kabusu Başlıyor


“Paul dünyanın en iyi oyuncularından biri ve gelecekte burada kurmak istediğimiz Manchester United’ın önemli bir parçası olacak. Hızlı, güçlü, gol atıyor ve kendisinden tecrübeli oyunculara göre oyunu daha iyi okuyor. Henüz 23 yaşında ve önümüzdeki uzun yıllar boyunca kendi pozisyonunu koruma şansına sahip. İleriki on yıl ve sonrasında kulübün kalbinde yer alabilir.”


Jose Mourinho’nun Paul Pogba transferi sonrasında kulübün resmi kanalına yaptığı açıklama tam olarak buydu. 105 milyon €’luk fiyat etiketi, kulüpteki geçmişiyle birleştiğinde Paul Pogba için işlerin kolay olmayacağı çok açıktı. Tüm bunların yanında Jose Mourinho’nun kendine has iletişim stili ve asla taviz vermediği yüksek standartları vardı.


Fransız süper yıldızın Manchester United’da sorun yaşayabileceğini ön görenlerin başında, Pogba’nın isminin yanında sürekli anılan Patrick Vieira geliyordu.


O dönem New York City Teknik Direktörü olan Patrick Vieira, “Pogba’nın büyük hayranıyım. Harika bir oyuncu, buna hiç şüphe yok. Ancak Premier League farklı bir yer. Bu fiyat etiketiyle birlikte omuzlarında çok büyük baskı olacak. Yapamayacağı şeyleri yapmaya soyunursa çok büyük bir hata yapar. Dengeyi bulmak zorunda.” diyecek ve adeta geleceği görecekti.


Pogba – Mourinho iş birliği ilk sezonda Manchester United’a UEFA Avrupa Ligi şampiyonluğu getirirken Pogba 51 maçta 9 gol – 6 asist yaparak Portekizli’nin vazgeçilmezi olmuştu.


2017/18 sezonuna da çok iyi başlayan Paul Pogba’nın kariyerini değiştirecek an, 17 Eylül 2017’deki Everton maçının öncesinde yaşandı.


Sezona ilk 4 maçta 2 gol 2 asistle başlayan Pogba, üst adalesini yırtmıştı. Bu, Pogba’nın Eylül 2017 – Kasım 2017 arasındaki Manchester United ve Fransa formalarıyla 16 maçta sahaya çıkamamasına neden olmuştu.


Geri dönen Pogba, eski Pogba gibi oynamıyordu. Fiziksel olarak daha aşağıda, mental olarak daha güçsüz… Jose Mourinho için standartların düşmesi kabul edilemezdi. Nitekim Mourinho ile Pogba arasındaki ipler gerilmeye başlamış ve Manchester United soyunma odasında bir savaşın fitili ateşlenmişti.


Pogba Mourinho’ya Karşı


2017/18 sezonun ortalarında BT Sport için yorumculuk yapan Manchester United efsanesi Paul Scholes, adaşını sorguluyordu:


“Formdayken o kadar hızlı ve güçlü ki… Dünyanın en iyilerinden biri oluyor. Ancak Manchester United’da biz hala onun ne oynadığını bilmiyoruz? 18 ay geçti ve hala şunu soruyoruz: Pogba’nın en iyi pozisyonu neresi?”


Eleştirilerin dozunu daha da arttıran Graeme Souness ise “Pogba, o bildiğimiz harika çocuk olmaktan çok uzakta. Bir orta sahanın üzerindeki sorumluluğun ne olduğunu kavramakta yetersiz.” ifadeleriyle adeta o gün İngiliz futbolundaki Pogba algısını özetliyordu.


İngiliz medyasın ana gündem maddesini o dönemde Pogba ve Mourinho arasındaki sert rüzgarlar belirliyordu. Her iki tarafın da haklı olduğunu düşünenlerin yanında Mourinho’nun cephesinde çok güçlü figürler olduğu da bir gerçekti.


Onlardan biri olan Frank Lampard, “Mourinho, büyük maçlarda Pogba’yı şok etmeye çalışıyor. Buna tepki verip savunma yönünü güçlendirmek zorunda. Savunma için çaba sarf etmemesi mazur görülemez. Farkındalık ve çaba göstermiyor. Bir noktada kendi bildiğin oyunu değiştirmen gerekir, bunu hepimiz yaptık.” sözleriyle sadece birkaç yıl önce dünyanın zirvesindeki Pogba’nın yeterliliğini sorguluyordu.


Lampard’a Jamie Redknapp ve Rio Ferdinand da katılıyordu. Hatta Ferdinand daha da ileri giderek “Kim olduğu umurumda değil! Onunla oynasaydım ona sürekli bağırırdım çünkü pozisyonunu sürekli kaybediyor. Onu sahada duracağı yere iterdim ve bu yüzden sanırım kabusu olurdum.” diyordu.


Manchester United forması Paul Pogba’nın üzerinde hiçbir zaman parlamıyordu. Mourinho, 2017/18 sezonunda ligi ikinci sırada bitirdiğinde Pogba ile olan savaşının etkisinden takımı korumuş gözüküyordu.


Kişisel müzesinde birçok şampiyonluk bulunan efsane, daha sonra o sezon elde ettiği ikincilik için “kariyerimin en büyük başarısı” diyecek ve perde arkasında ne büyük sorunlar olduğunu itiraf edecekti.


Tüm bu çalkantılı sezona rağmen Paul Pogba’nın yardımına 2018 FIFA Dünya Kupası koştu. Fransa formasıyla kariyerinin ilk gününden beri üst düzey performanslar sergileyen Pogba, ülkesiyle büyük bir başarı elde etti.


Rusya’da kazanılan Dünya Kupası, Pogba’nın kariyerindeki en büyük başarısı olmasının yanında ona çok güçlü bir koz da getirmişti. Paul Pogba, 2018/19 sezonu başında Jose Mourinho’nun yanına dünya şampiyonu apoletiyle çok güçlü bir şekilde dönecekti.


Mourinho Gitti Pogba Kaldı


Aralık 2018’de Manchester United Yönetim Kurulu, takımın kötü gidişinin faturasını Jose Mourinho’ya kesti. Portekizli teknik direktörün ayrılığını “Her şey yolunda gitmedi ama onunla kupalar kazandık. Bunun için ona teşekkür ederim. Artık geçmişte kaldı.” diye yorumlayan Pogba, yeni teknik direktör Ole Gunnar Solskjaer ile ritmini bulmuş görünüyordu.


Manchester United, beklenen standartların altında yoluna devam etse de 2018/19 sezonu Pogba’nın Kırmızı Şeytanlar’daki en başarılı dönemi oldu.


47 maçta 16 gol atıp 11 asist yaparak “double-double” yapan Pogba, bir sonraki sezon için Ole Gunnar Solskjaer ile birlikte umutları tazelemişti.


Onun nihayet eski Pogba’ya dönüşmeye başladığını düşünen Manchester United taraftarları için olası şampiyonluğa liderlik edebilecek kişinin ismi çok belirgindi. Artık teknik direktörüyle savaşan değil, onunla uyum içinde mücadele eden bir Pogba vardı.


Ne var ki Manchester United ile Pogba’nın kaderi bir yazılmamıştı. 2019/20 sezonu, kimsenin görmek istemeyeceği bir kabusla başlayacaktı.


1 Sakatlık 43 Maç


Eylül 2019, Paul Pogba’nın bugününü yazan tarihti. Yeni sezonda Manchester United’ın umutlarını bağladığı süper yıldız, Eylül’deki sakatlığı sebebiyle Aralık 2019’a kadar tam 23 maç kaçırdı.


Genç yaşında dünyanın zirvesine çıkan Paul Pogba’nın belki de sonsuza dek kaybolmasını sağlayan sakatlık buydu. Pogba’nın bileği çok kötü bir şekilde sakatlanmıştı. Üstelik Mart 2020’de dünyanın başına gelen pandemi felaketi de Fransız yıldızın rehabilitasyon sürecini olumsuz etkilemişti.


Ortaya çıkan sonuç hem Pogba için hem de futbolseverler için büyük bir kabustu. Paul Pogba, o sezon toplam 43 maç kaçırarak sakatlığının izlerini silmeye çalıştı.


Bir sonraki sezonda sahalara geri döndü ve 90’ar dakikalık performanslar sunmayı başardı. Ancak Pogba’nın henüz genç yaşlarında yaptığı bir tespit, o günlerde kendisinin karşısına çıkıyordu. Büyük oyuncular ve iyi oyuncular arasında temel bir fark vardı. Pogba, en iyi performansında bile artık çok iyi bir oyuncuydu. Sakatlıklar, büyük süper yıldızdan tılsımını götürmüş görünüyordu.


2021/22 sezonunda da sakatlık problemleri Pogba’nın peşini bırakmadı. Manchester United artık ciddi şekilde oyuncuyu elden çıkarmayı düşünmeye başlamıştı. Sezon sonunda sözleşmesi biten Pogba’ya yine de yeni bir teklif yapıldı. Ancak Pogba, Manchester United tarafından gerçekten istenmediğinde bunu anlayabilecek tecrübeyi henüz genç yaşta kazanmıştı.


2022 yazı, 10 yıl sonra tarihin tekerrür ettiğine şahit oldu. Paul Pogba, 19’unda olduğu gibi 29’unda da bedelsiz olarak Manchester United’dan ayrılıyor ve Juventus’un yolunu tutuyordu.


Çöküş


"Birlikte paylaştığımız büyük maceranın ardından vedalaşırken er ya da geç birbirimizi tekrar göreceğimize dair her zaman bir umut ışığı vardı. Paul, çocukken ayrıldığı Torino’ya bir şampiyon olarak geri döndü. Bundan daha mutlu olamazdık.”


Juventus, Paul Pogba’nın geri dönüşünü resmi kanallarından yayımladığı bu duygusal mesajla duyurdu.


Paul Pogba, daha önce kırmızı formayla yapamadığı ne varsa siyah beyaz renklerle başarmıştı. Henüz hala 29 yaşındaydı ve futbolunun en olgun dönemleri yeni başlıyor olabilirdi.


Buna karşın Manchester United’da forma giydiği 2016-2022 arası dönemde tam 115 maçı sakatlık dolayısıyla kaçırmış ve çok yıpranmıştı. Juventus, onun fiziksel olarak iyileşebileceğini ve eski günlerinden izler taşıyabileceğini umuyordu.


Ancak işler umulduğu gibi gitmedi. Pogba sezon başlamadan bir kez daha bileğinden çok ağır şekilde sakatlandı ve neredeyse sezonu kapattı.


Öyle ki yıllar sonra kavuştuğu siyah beyazlı formayı 2022/23 sezonunda sadece 161 dakika giyebildi. Fakat bu sakatlık, 2023/24 sezonunun başında yaşananların yanında göz ardı edilebilirdi.


Geçtiğimiz hafta dünya futbol kamuoyu, FIFA’nın kararıyla sarsıldı. Paul Pogba, 20 Ağustos 2023’te Juventus ile Udinese arasında oynanan maçta doping yapmakla suçlanıyordu.


Pogba’nın doping testinin pozitif çıktığını ilan eden kurul, oyuncunun numunelerinde birtakım maddelere rastlandığını açıklayarak Pogba’nın futboldan “geçici olarak” uzaklaştırıldığını duyurdu.


Her ne kadar oyuncu tarafı doping yapmadıklarını iddia etse de FIFA’nın kararı henüz bozulmadı.


16 yaşında Fransa formasıyla sahada mutlulukla koşturan o çocuk, 30 yaşında aradan geçen 14 yıl ve yaşanan onlarca şeyin ardından en büyük tutkusundan koptu.


Futbol, hayata ne kadar benzediğini bir kez daha gösterdi.

0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentários


bottom of page