Bir Zamanlar FourFourTwo'da! Paul Scholes


İngilizlerin son dönemde yetiştirdiği en farklı oyunculardan Paul Scholes yeşil sahalara veda etti. Ve gider gitmez de sorularımızı yanıtlamayı ihmal etmedi...


Alex Ferguson, 1980’lerin sonlarında onu ilk gördüğünde “Bundan topçu olmaz; çok kısa boylu” demişti. Ancak İskoç menajer, takip eden yaklaşık 20 yıl boyunca o sözleri söylerken ne kadar yanıldığını belki de büyük bir keyifle fark etmişti. Genç Paul Scholes, herkesin gözleri önünde kısa boylu ve çelimsiz bir çocuktan orta saha virtüözü, milimetrik bir pasöre dönüşüvermişti.


Astım hastası olman seni hiç zorlamadı mı?


Kendime çok iyi baktığım için herhangi bir zorluk yaşadığımı söyleyemem. En fazla kış aylarında zorlanıyordum. Hatta bir keresinde göğsümde birkaç hafta yoğun bir ağrı olmuş ve

o sürede forma giyememiştim. Zaten doktorların verdiği ilaçlar sayesinde gayet düzgün ve sorunsuz bir hayat geçirdim.




Futbol kariyerinin tamamını altyapısından yetiştiğin kulüpte geçirmek nasıl bir duygu?


Tek kelimeyle muhteşem. Daha da önemlisi genç takımda birlikte oynadığım birçok oyuncu da benimle birlikte A takım formasını giydi. Giggs, Beckham, Neville kardeşler, Butt… Zaten daha o dönemde bile ne kadar iyi bir jenerasyon yakaladığımızı biliyorduk. Kulübün en başarılı olduğu dönemlerin bize denk gelmesi bir tesadüf değil.


Attığın en güzel gol hangisiydi?


Buna cevap vermek çok zor. 2000’de Bradford’a bir tane atmıştım; Beckham kornerden topu ortalamış ve ben de ceza sahası dışından sert bir vuruşla topu köşeden ağlara yollamıştım. Herkes o golü antrenmanlarda çalışıp çalışmadığımızı sormuştu ancak her şey tamamen anlık gelişmişti. Onunla göz göze geldik ve topu bana yolladı. Ben de gelişine vurdum. Bir de Aston Villa’ya attığım bir gol var. Korneri Giggs kullanmıştı ve Villa savunması topu ceza sahasının

dışına uzaklaştırdı. Ben de gelişine vurdum ve top üst direğe çarpıp içeri girdi. Sanırım en güzel golüm oydu.


Alex Ferguson bir keresinde antrenmanlarda sürekli kafasına top fırlattığını söylemişti…


Bu kısmen doğru ama kafasına fırlatmıyordum. Bazen antrenman önceleri biz topla ısınırken

tribünde gözlerini dinlendirirdi. Ben de onu uyandırmak için bulunduğu koltuğun yakınlarına top atardım. Direkt kafasına atacak kadar deli değilim! Bazen sekiz, dokuz kişi dururken bunu yapardım ancak gözlerini açtığında topu benim attığımı hep anlardı.


Hiç piercing ya da dövme yaptırmak, kafa kazıtmak gibi çılgınlıklar yaptın mı?


Kesinlikle hayır. Gerçi şu an öyle bir ortam var ki dövme yaptırmadan futbolcu olamazsınız

gibi geliyor! Yine de ben öyle biri değilim. Hayatımın her alanında hep arka planda kalıp fazla dikkat çekmemeye çalışan biri olmuşumdur.


1998 Dünya Kupası’nda Michael Owen, Arjantin’e o muhteşem golü atarken topa az kalsın sen vuracaktın…


İyi ki vurmamışım (gülüyor). O pozisyondan önce çok net bir fırsattan yararlanamamıştım.

O golü de kaçırsaydım moral bozukluğundan uyuyamazdım herhalde. Dediğim gibi iyi ki Owen bana bırakmayıp topa kendi vurmuş.


Milli takım formasıyla çıktığın ilk 16 maçta yedi gol atarken daha sonraki 50

maçta da yedi gol atabildin. Bu durumu nasıl açıklıyorsun?


İlk 16 maçta iyi, kalan maçlarda kötü oynadım. Bu kadar basit!




Sven-Göran Eriksson döneminde milli takımda sol kanatta oynuyordun ve insanlar sürekli seni Steven Gerrard ile Frank Lampard’ın gerisinde görüyordu. Bu konuda ne düşünüyorsun?


Birçok insan milli takımdaki kötü performansımın sebebi olarak Eriksson’u gösteriyordu ancak bu çok saçma. United’da da birçok defa sol kanatta oynadım ve epey gol attım.

Milli takımda bu taktik işe yaramamış olabilir. Gerrard ve Lampard’ın göbekte daha iyi

oynadığını düşünüp beni sol kanatta oynatıyordu. Sonuçta teknik direktör oydu ve onun kararına saygı duymaktan başka bir şey yapamazdım.


Japonya ve Güney Kore’de düzenlenen 2002 Dünya Kupası için “O kadar sıcak ülkelerde turnuva düzenlenemez” demiştin. 2022’dekinin Katar’da düzenlenecek olmasına ne diyorsun?


Bunu ilk duyduğumda “Futbolu tam zamanında bırakmışım!” dedim (gülüyor). 2002’deki turnuva aslında bizim için çok da kötü geçmedi. Çeyrek finalde Brezilya’ya karşı 1-0 öndeydik ancak hava gerçekten çok sıcaktı ve sonunda yorgun düştük. Hava o kadar sıcaktı ki maçtan önce sahaya ısınmaya bile çıkmamıştık! Açıkçası o turnuvadan fazla keyif aldığımı söyleyemem. Katar’da ortam nasıl olacak bilemiyorum. Herkes statlarda havalandırma olacağından falan bahsedip duruyor. Peki, stat dışı ne olacak? Yine de harcayacak tonla paraları var. Bunları onlar düşünse daha iyi olur.


United’la kazandığın kupaları Dünya Kupası’na değişir miydin?


Sanmıyorum. Dünya Kupası kazanmak mükemmel bir şey ancak yine de ben halimden memnunum.



Xavi, Vieira ve Zidane gibi birçok yıldız, karşılıklı oynadıkları en iyi oyuncu olarak seni gösterdiler. Senin için en zorlu rakip hangisiydi?


Bunu cevaplamak çok zor. Son dönemde Xavi, Iniesta ve Messi’ye karşı oynadım. Daha önceleri de Zidane, Rivaldo ve Ronaldo gibi efsane oyuncularla karşılaştım. İçlerinden birini seçmem gerekirse sanırım Zidane’ı tercih ederdim. Juventus, Real Madrid ve Fransa formasıyla birçok kez birbirimize rakip olduk.


Barcelona’yı bu kadar iyi yapan şey ne sence? İki kez Şampiyonlar Ligi finalinde karşılaştınız ancak iki maçı da kolay kazandılar…


En büyük özellikleri takımda bencil oyuncu olmaması. Messi gibi bir dünya yıldızına sahipler ancak o bile mükemmel bir takım oyuncusu. Sahada gösteriş yapmaya çalışan tek bir oyuncu bile yok. 11 kişi daima tek bir bütün halinde hareket ediyorlar ve birbirleriyle sürekli yardımlaşıyorlar. Onlarla oynadığımız iki maçta da bizden daha iyi oynadılar. Yine de şu an onlara en yakın takım olarak Manchester United’ı görüyorum. Umarım en yakın zamanda onlarla bir kez daha karşılaşırız ve son iki mağlubiyetin intikamını alırız.


Fabio Capello, 2010 Dünya Kupası’na götürmek için seni ikna etmeye çalıştı ancak bunu kabul etmedin. Hiç “Keşke gitseydim” diyor musun?


Aslında az kalsın kabul edecektim ama yaz tatilimi ailemle geçirmek istedim. Uzun süredir ailemle birlikte olamamıştım. Milli takımla deplasmana gittiğimde onları çok özlüyordum. Bu kez tam tersini yaptım ve onlarla birlikte olmayı seçtim.


İngiltere neden büyük turnuvalarda başarılı olamıyor?


Bence takım olmayı başaramıyoruz. Elimizde her dönem birbirinden yetenekli oyuncular oldu ancak sahada bir bütün halinde hareket edemedikten sonra bunun hiçbir önemi kalmaz. Oyuncular yeteneklerini takımları için kullanmazlarsa başarıya ulaşmak imkansızdır.



1999’da Nou Camp’ta oynanan unutulmaz Şampiyonlar Ligi finalinde cezalı olduğun için forma giymemiştin. 2008 yılındaki şampiyonluğun bunu telafi ettiğini söyleyebilir miyiz?


1999’da ben de madalya aldım ancak onu hak ettiğimi düşünmüyorum, çünkü final maçında oynamadım. Sahada yer almadığım bir karşılaşmada kazandığım madalya beni fazla tatmin etmiyor. Bu yüzden 2008’deki final benim için daha önemli. Moskova’da Chelsea’yi yenip kupayı kazanmak kariyerimin en önemli anlarından biriydi.


Wayne Rooney geçen sezon basına yaptığı açıklamada takımdaki bazı oyuncuların performansından şikâyetçi olmuştu. Bunun ardından onunla bir araya gelip bu konuyu konuşma fırsatı buldun mu?


Konuşmama gerek kalmadan yapığı hatayı anladı ve özür diledi. Manchester United forması giyen bir oyuncu ne takım arkadaşlarını, ne de hocasını bu şekilde eleştirebilir. O dönem kötü bir süreçten geçiyordu. Basın üstüne çok geliyordu ve bundan sıkılmıştı. Ancak o olaydan gerekli dersleri aldığını düşünüyorum.


Takım arkadaşlarından Gary Neville televizyon yorumcusu oldu. Yorumlarını nasıl buluyorsun?


Onu yıllardır tanıyorum. Hayatımda onun kadar konuşmayı seven başka birine daha rastlamadım. Bence yapabileceği en iyi işi bulmuş!


Alex Ferguson’un emeklilik zamanı yaklaşıyor. Ondan sonra United’ın başında kimi görmek istersin?


Bir ara herkes Jose Mourinho’dan bahsediyordu. Daha sonra farklı isimler ortaya

atıldı. Sanırım zaman ilerledikçe bu böyle gidecek. Açıkçası ben Ryan Giggs’in iyi bir teknik direktör olacağını düşünüyorum. Bu konuyu onunla hiç konuşmadık ama sanırım o da futbolu bırakınca teknik adamlığa soyunacak. Eminim United’ın başına geçerse Guardiola’nın Barcelona’da yaptığına benzer şeyleri burada yapabilir. İlginç gelebilir ama böyle düşünüyorum.


Futbolu bırakmaya ne zaman karar verdin?


Geçen sezonun ikinci yarısından itibaren kendimi iyi hissetmemeye başladım. Rangers ile oynadığımız Şampiyonlar Ligi maçında sakatlandığımda vücudumun artık bu tempoyu kaldıramadığını fark ettim. O dönem sezon sonu futbolu bırakmanın doğru olacağını düşündüm.


Bundan sonrası için aklında neler var?


United’da antrenörlük yapmaya başlayacağım. Belki hoşuma giderse teknik direktörlük yaparım, kim bilir?


(FourFourTwo Türkiye Ocak 2012 sayısından alınmıştır.)



0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör