Kaddafi'nin Oğlu Serie A’da


Kaddafi'nin Oğlu Serie A'da!

Serie A tarihinin en iyi transferlerinden bahsedecek olursak, konuşma Ronaldo’lar ile başlar Zidane, Kaka ve Ronaldinho ile devam eder fakat en ilginç transferi desek; bu transfer açık ara farkla Kaddafi olurdu.



Her ne kadar Kaddafi, hafızalarımızda Bedevi çadırlarıyla yer etse de, içinde kaplanlar beslediği saraylara sahip ihtişamlı bir imparatordu. Libya’yı 1969’dan beri tek başına yönetiyordu. Kaddafi’nin ailesi ise büyük zenginliklerin ve sınırsız gücün ortasında diledikleri gibi bir hayat sürmekteydiler. Oğulları ilgi alanlarına göre devletin önemli kademelerine serpiştirilmişlerdi. Lüks yaşantıları, düşman olarak kabul edildikleri Batı’da bile Avrupalı iş insanlarının gözünü büyülüyordu. Sınırsız petrol ve doğalgaz yataklarından faydalanmak isteyen herkes, Kaddafi ve oğulları ile ilişkiler kurmaya çalışıyordu.



Öyle ki aileye büyük sempati duyan kişilerden birisi de Silvio Berlusconi idi. İtalya’nın başına geçtiği andan itibaren Libya ile ilişkilere büyük önem verip, Batı’ya karşı izole olmuş ülkeye kapılarını sonuna kadar açmaktan tereddüt etmemişti. Petrol ve doğalgaz yataklarını İtalya’nın lehine kullanmak isteyen Berlusconi, İtalyan bankalarını Kaddafi’nin parasıyla doldurmak için aileyi yatırımlara ikna etmeye çalışıyordu.



Tam bu dönemde kurnazlığı ile tanınan başbakanın aklına, işleri daha da sağlamlaştıracak bir proje gelmişti: Kaddafi’nin oğlu Saadi’yi Serie A’da bir takıma transfer etmek. Libya Milli Takımı’nın kaptanı ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez forveti olan Saadi Kaddafi eğer İtalya’ya transfer olursa ilişkilere büyük bir katkı sağlayacak, İtalya ve Libya arasındaki ekonomik ve siyasi ortaklıkları pekiştirecekti.


Silvio Berlusconi, Saadi Kaddafi’yi bu transfer için ikna etmenin zor olmayacağını çok iyi biliyordu çünkü oğul Kaddafi zaten Serie A’daki hiçbir maçı kaçırmayan, Juventus aşığı ve dahası kendisine Libya’nın Del Piero’su dedirten bir futbolcuydu.


Burada sorun, bir İtalyan takımını bu transfere ikna etmekti çünkü Kaddafi Ailesi pek çok batılı ülke tarafından terörist eylemlerin arkasındaki güç olarak görülüyor ve yargılanmaları talep ediliyordu. Ayrıca Saadi, futbolculuğu itibariyle Serie A’daki en kötü takımda bile forma giyebilecek yeteneğe sahip değildi. Onu alacak olan takım korkunç tartışmalara ve yeteneksiz bir futbolcuya tahammül etmek zorunda kalacaktı. İşte bu yüzden Berlusconi, bu transferi yaparken kendi takımı AC Milan’ı işin içine katmayı hiç ama hiç düşünmedi.




Babam Saadi transferini, ne İtalya'nın dış politikadaki amaçları, ne de Saadi'nin futbol yetenekleri için yaptı.

Bu kadar kötü bir transfere ikna edilecek takım biraz zor olsa da bulunur; Perugia.



Perugia o dönemlerde Serie A’nın vasat takımlarından biriydi. Takım tamamen başkanı ile özdeşleşmiş durumdadır. Luciano Gaucchi medyatik olmayı her şeyden daha çok seven hırslı bir adamdır. Öyle ki 2002 Dünya Kupası’nda İtalya’yı eleyen Güney Kore’nin altın golünü atan Ahh- Jung- Hwan’ı “İtalyan futbolunu mahveden bir adama para ödeyecek değilim, şimdi takımımdan defolsun gitsin” diyerek kovmuş, büyük tartışmaların içerisinde popülaritesini arttırmıştı.


Berlusconi gizlice ona bu transferi teklif etmiş, o da düşünmeden kabul etmişti. Yıllar sonra Luciano Gaucchi’nin oğlu verdiği bir röportajda transferi şu sözlerle anlatacaktı: Babam bu transferi ne İtalya’nın dış politikadaki amaçları, ne de Saadi’nin futbol yetenekleri için yaptı. Onun tek isteği Perugia’nın spor programlarında sürekli tartışılması ve kendisinin de sürekli gündemde olmasıydı.



Luciano Gaucchi, Libyalı forvetin transferini büyük bir imza töreni ile duyurdu. Gerçekten de başkanın istediği olmuştu. Perugia, tarihinde hiç konuşulmadığı kadar konuşulmakta, basın toplantılarına dünyanın her yerinden muhabirler gelmekteydi.






Kaddafi’nin oğlunun nasıl oynayacağı, gerçekten Libya’nın Del Pierosu olup olmadığı tüm camialar tarafından merakla bekleniyordu ama Saadi’nin oyununu sadece yakından görenler biliyordu ki, onun Serie A’da tek bir maça çıkması bile futbola ihanet olurdu.



Antrenörlerinin anlatımına göre; “Saadi aslında çok iyi ayaklara sahipti. Uzun etkili paslar atabiliyor, dahası kaleye güzel şutlar çekebiliyordu ama tüm yeteneği bu kadardı. Hızlı değildi, güçlü hiç değildi. Profesyonel bir futbolcu olmak için çok dayanıksızdı."



Saadi, Libya’da oynarken sert müdahalelere alışık değildi, ona sert müdahale edecek olanlar askerler tarafından sert müdahalelerle karşılaşabilirdi ama sertliği ile tanınan Serie A’da kimseye iltimas yoktu.





Gün geçtikçe Saadi Kaddafi bu müdahalelere pek fazla dayanamıyor, antrenmanlarda dahi varlık gösteremiyordu. Bu yüzden birkaç maç dışında forma giyme şansı elde edemese de, sezonun en çok konuşulan futbolcularından biri oldu.



Antrenmanda yaşadığı bir sakatlık sonrası daha antrenman bitmeden İtalya’nın en iyi doktorunu helikopterle tesise getirtmesi ve kendini tedavi ettirmesi uzun süre gündemde kaldı. Altın Lamborginisi ve bir sürü korumasıyla diğer zenginlik içerisinde yaşıyordu.


Tüm bu ihtişamına rağmen arkadaşları ondan ilerleyen yıllarda nefretle bahsetmeyecekti çünkü onun antrenmanlarda inanılmaz istekli ve öğrenmeye açık olduğunu görmüşlerdi. Saadi takım arkadaşları ve antrenörleri kendisine bir şey öğretsin diye yanıp tutuşuyordu. Boş zamanlarını merak ettiklerini sorarak, iletişim kurmaya çalışarak geçiriyordu.



Bu özellikleri takdir toplasa da, onunla beraber forma giyenler “Sanki sıkı bir taraftarla antrenmana çıkmak gibiydi, futbolcu değildi; bunun için yeteneği yoktu ama hayalini gerçekleştirebilecek kadar önemli ve zengin birisiydi” diyorlardı. Oysa Saadi, geçmişten bu yana kendini geliştirmek için her yolu denemişti. Hız kazanmak için Dünya Erkekler 100 Metre’de altın madalya kazanmış Ben Johnson’ı özel hoca olarak tutmuş, bu da yetmezmiş gibi Diego Maradona’dan onun gibi bir tekniğe sahip olmasının yollarını öğrenmek için ders almıştı. Doping yaptığı için turnuvalardan menedilen ünlü atlet Ben Johnson, Kaddafi’nin oğlunun hızını geliştirmek için yaptığı çalışmaları “Hayatımın en sıkıcı günleriydi” diye anlatıyor.



“Malta’da ve Trablus’da çeşitli çalışmalar yaptık. Özellikle Malta’da bile antrenmanları makineli tüfekli korumaların takip etmesi beni çok rahatsız ediyordu ama en sıkıcı dönemi Saadi’nin iş için bir süre Libya’da kalması gerektiği dönemde yaşadım. Haftada iki kere antrenman yapıyorduk. Geri kalan zamanımı otelde geçiriyordum. Ay sonunda telefon faturam 60.000 euro’yu buldu, Saadi bunu ödemek zorundaydı ve ödedi de.” Yine de tüm çabalarına rağmen futbolu Serie A için vasat bile olamadı ve İtalya’daki ilk sezonu kötü bir şekilde noktaladı. Zaten sezon ortasında sık sık yatırımlarını takip etmek için İtalya’dan ayrılıyor, dönüşte de takım arkadaşlarına ve başkana hediyeler getirerek kendini affettirmeye çalışıyordu.


Tüm olumsuzluklarına rağmen kulüp başkanı onun getirilerinden memnun kalmıştı çünkü istediği reklamı yapabilmesini sağlıyordu. ‘Saadi Transferi’ taraftar hariç herkesi memnun etmiş olsa da, macera burada bitmiyordu. Saadi, Perugia Serie A’dan düşünce takımdan ayrılmadı ama doping testi sonuçlarından dolayı bir sene men edildiği için maça çıkamadı. Ardından başkan da değişince, kendisini bir şekilde Udinese’ye transfer ettirdi. Udinese onun kariyeri için bir yükselişti çünkü o tarihlerde Zebralar, Şampiyonlar Ligi’ne gitmeye hak kazanmış başarılı bir takımdı.


Libya Milli Takımı’nın kaptanı ve Libya Futbol Federasyonu Başkanı olmak onun için yeterli değildi. Saadi’nin küçüklükten beri en büyük hayali Şampiyonlar Ligi seremonisine katılmak ve mümkünse

maça çıkmaktı. Udinese’de sadece sezonun son maçına çıkıp on dakika görev alsa da, Şampiyon Ligi havasınıantrenmanlarda ve maç öncesi hazırlıklarda yaşamıştı. Her ne kadar Saadi gücünü kullanarak kendini Serie A’da tutsa da, oynadığı takımlarda forma giymek için nüfuzu kullanıp baskı yapmıyordu.



Bu açıdan şımarık bir milyarder gibi değildi. Perugia’da oynarken Juventus’un yüzde 7,5 hissesini almıştı ama Juventus’a kendisini aldırmak gibi bir girişimde bulunmadı.



Yine de şımarık bir milyarder gibi davrandığı anlar olmuyor değildi. Kimi zaman antrenmanlardan sıkılıp birkaç arkadaşını da ayartıp, sürekli hazır beklettiği jetiyle Milano’ya gidiyor, yemek yiyip geri dönüyordu. Kaldığı otellerde tüm katı kapattırıyor ve bitmek bilmeyen istekleriyle otel çalışanlarını epey yoruyordu.



Babasının tepkisinden dolayı fazla harcamalarını azaltıp ayda bir milyon euro harcama kararı almak zorunda kalsa da, bu onun en zengin futbolcu olma unvanını zedelemiyordu. O tarihte hiçbir futbolcu ayda bir milyon harcayabilecek güçte değildi. Saadi’nin Şampiyonlar Ligi ve Serie A hayallerinin dışında bir hayali daha vardı; Nicole Kidman ile tanışmak. Bunun için ortak tanıdıklar vasıtasıyla haberleştiği Nicole Kidman’la Avusturalya’da buluşup akşam yemeği yemek için anlaştılar.



Takımdakilere “Hadi görüşürüz, biraz işim var” diyerek jetiyle Sidney’in yolunu tuttu. Nicole Kidman ile lüks bir restaurantta yemek yediler. Bu, o dönemdeki Amerikan magazininin ilgisini epey çekti. Nicole Kidman’ın Albay Kaddafi’nin oğluna aşık olduğu iddia edildi. Nicole Kidman’ın menajeri tarafından defalarca iddialar reddedilse de, pek çok kişi buna inandı ve tanıklık etti. Monte Carlo’daki maceraları ise Avrupa magazininin epey ilgisini çekiyordu. Partilerin vazgeçilmez ismiydi. Tam anlamıyla “dream life” yaşıyordu. Udinese ise Saadi’ye bir seneden fazla dayanamadı onu bir başka Serie A takımı Sampdoria’ya yolladı. Saadi burada hiç maça çıkmadı.



Artık futbolla futbolcu olarak ilgisi kalmamıştı. Tepkiler arttıkça kulüplerdeki yatırımlarını da azalttı.




Sampdoria’da bir sene bulunduktan sonra Libya Federasyon Başkanı olarak yürüttüğü futbolculuk kariyerini sonlandırmıştı. Sadece sahibi olduğu bir İtalyan bankası aracılığıyla AS Roma’nın bir bölümünü elinde tuttu ama hiçbir zaman eskisi kadar medyatik olmadı. Zaten futbolu bırakmasının ardından dört sene içinde ailesi trajik bir son ile karşılaşacaktı. Özellikle İtalya’nın arabuluculuk çalışmalarına rağmen Kaddafi Ailesi, iç savaşta muhaliflere takındıkları sert tutumla birlikte NATO’nun hedef tahtasına oturtuldular.



Fransa’nın liderliğinde oluşturulan hava koalisyonu, Kaddafi Ailesi’ne ait lüks saraylar başta olmak üzere Libya’yı ayakta tutan her türlü stratejik noktayı vurdu. Saadi, bu bombardımanlardan hafif yaralarla kurtuldu ama daha kötü günler kapıdaydı.


Saadi, ağabeylerinden ve babasından savaş sırasında ayrı düştü. Kendilerine bağlı güçlerle çeşitli direnişler organize etseler de, ağabeyleri bir bir yakalandı. Babası ve ağabeylerinden biri unutulmayacak derecede korkunç bir linç ile öldürüldü. Saadi, Sahra Çölü’nü gizlice geçerek komşu ülke Nijer’e sığındı. Nijer hükümeti Saadi’yi babasının başına gelenlerden sonra Libya’ya teslim

edemeyeceğini açıkladı. Dört sene süren yoğun diplomatik baskıdan sonra Nijer, Saadi’yi Libya’ya teslim etmeyi kabul etti. Saadi 2015’te mahkemeye çıkarıldığında bitkin görünüyordu. Kendisine karşı yapılan suçlamalar çok sertti.



Eski takım arkadaşlarından birini öldürdüğü iddia ediliyordu. İddiaya göre; Saadi 2005’te milli takım maçları sırasında kendisini eleştirdiği için tartıştığı Beşir’den özür dilemek için yemeğe davet etmiş, ardından Beşir ortadan kaybolmuştu. Ailesi üç gün sonra cesedi Trablus’da deniz kenarında bulmuştu. Aile o dönemde mahkemeye başvuramamış ve Kaddafi Ailesi devrildikten sonra hesaplaşmak için mahkemeye gitmişti. Saadi, arkadaşını öldürdüğü iddiasını hiçbir zaman kabul etmedi. Mahkeme önce iddiayı kabul edip Saadi’yi suçlu bulsa da, temyizde bu suçtan aklandı ancak futbolculuğunun yanı sıra ülkedeki özel kuvvetlerin komutanı olarak da çalıştığı için, hakkında birçok dosya daha ortaya atıldı.



Halka karşı çeşitli katliamlarda adı geçti. Saadi hala hapiste ve hakkındaki dosyalarla uğraşıyor. İnternete sızan bazı görüntülere göre gardiyanların kötü muamelesine de maruz kalıyor.



Bir zamanlar Maradona’dan Ben Johnson’a yıldızları kendine özel öğretmen yapan, sırf hayali olduğu için Serie A’daki takımlarda forma giyen, büyük milyarder ve playboyun hikayesi hapishanedeki türlü aşağılanmalarla bitti. Saadi’nin hayatı Hollywood’un ilgisini ne zaman çekecek bilmiyorum ama en azından Narcos’u anımsatan yanları ile üç sezonluk bir Netflix dizisi yapılabilir.



Yazar : Can Elmas



Bu yazı ilgini çektiyse diğer yazılarımıza FourFourTwo Nisan 2020 sayısında ulaşabilirsin!


Hemen okumak için tıkla.



Geçmiş Sayılar

  • FourFourTwo Şubat 2020 Sayısı indir

  • FourFourTwo Mart 2020 Sayısı indir



 Hoşnudiye Mh. 770 Sk. 4A 202

Cassaba Modern Tepebaşı/Eskişehir

info@lobbylobos.com

  • Instagram - Beyaz Çember
  • Facebook - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember

FourFourTwo Türkiye                              Hesabım                                   Sözleşmeler

Hakkımızda                                                Hesabım                                   Kullanım Şartları                        

İletişim                                                        Adres Bilgilerim                      Ödeme Yöntemleri

Blog                                                              Siparişlerim                             Gizlilik ve Güvenlik Politikası

Reklam ve İş birliği                                   Alışveriş Sepetim                   Mesafeli Satış Sözleşmesi

                                                                                                                          

Copyright © 2020 Lobby Lobos Reklam Her hakkı saklıdır. FourFourTwo.com'da yer alan hiçbir içerik,

FourFourTwo.com'un yazılı onayı olmaksızın yayınlanamaz, yeniden yazılamaz ve bu içeriklerin dağıtımı yapılamaz.