top of page

Tarihin En İyi 50 Takımı


Gelmiş geçmiş en iyi takımlara karar vermek asla kolay değildir ancak FourFourTwo zor kararları vermekte başarılıdır.


FourFourTwo’dan Ryan Dabbs, Greg Lea’nın katkılarıyla birlikte geceler süren müzakereler sonucunda futbol tarihinin en iyi 50 takımını sizler için sıraladı…


50. Leicester 2015-16


Bu listede tek sezonluk harikalar bulamazsınız ama Leicester'ın şampiyonluk zaferi öyle büyüktü ki onları dışarıda bırakmak zor.


Claudio Ranieri dünyanın en güçlü liginde ölümsüzler arasında giren mükemmele yakın bir takım yarattı. Düşmekten kıl payı kurtulduktan sadece 12 ay sonra İngiltere'nin devlerini devirmeyi başka nasıl başarabilirlerdi?


Leicester'ın öne çıkan yıldızları vardı: Jamie Vardy 36, Riyad Mahrez ise 29 gole doğrudan katkı yapmışken N'Golo Kanté orta sahada bir devrim yarattı. Ancak asıl güçleri, baskının en yoğun olduğu zamanlarda büyük sonuçlar almalarına yardımcı olan kolektif bağdı.


49. Saint-Etienne 1973-77


Muhtemelen Saint-Etienne'in en iyi takımının, Michel Platini'nin Juventus ile Avrupa’yı fethetmeden oynadığı takım olduğunu düşünürsünüz. Ancak burada yanılmış olursunuz.


Heybetli Yugoslav kaleci Ivan Curkovic, stoperde Arjantinli canavar Osvaldo Piazza ve hücumda Jean-Michel Larque, Herve Revelli ve gelecekte Tottenham’ın başına geçecek Jacques Santini'den ilham alan Les Verts, 1966'dan itibaren 10 yıl boyunca Fransız futbolunu domine etti. 7 Ligue 1 şampiyonluğu, 5 Fransa Kupası kazandı ve 1976’da ise Avrupa Kupası’nda final oynadı.


48. Chelsea 2004-06


Jose Mourinho, Claudio Ranieri'nin takımının en iyilerini (John Terry, Frank Lampard, Damien Duff ve Claude Makelele) yaptığı transferlerle (Petr Cech ve Arjen Robben) karıştırdı. Ardından, zaten yetenekli olan takıma daha fiziksel, hızlı ve yıkıcı bir hava katmak için Roman Abramovich'in parasıyla Didier Drogba ve Ricardo Carvalho'yu getirdi.


Maviler, 2005 ve 2006'da üst üste şampiyonluklar (ilkinde 12 puan farkla ve sadece 15 gol yiyerek) ve Chelsea'li olmayan taraftarların saygısını kazandı.


47. Wolverhampton Wanderers 1953-60


Stan Cullis'in tavizsiz takımı, 1953'ten itibaren 9 yılda 3 lig şampiyonluğuna ulaştı. 1959/60 sezonunda Birinci Lig şampiyonluğunu ve FA Cup-lig ikilisini sadece bir puanla kaçırdı.


Kondisyon ve güce büyük önem veren Wolves'un, forvetlerinin kovalaması için savunmadan uzun toplar çıkarma yöntemi, bir tür 'Vur - Kaç' taktiği olarak görülmüş olabilir. Ancak başarılarının zirvede olduğu 9 yılda 878 gol attılar ve art arda dört Birinci Lig sezonunda yüzyıl barajını aştılar.


46. Hamburg 1977-83


Hamburg, 1977 Kupa Galipleri Kupası'nda kulübün ilk Avrupa zaferini kazanmasının hemen ardından iki yorulmak bilmez işçi bir araya gelene kadar her zaman Alman futbolunun seçkinleri arasında yer almıştı.


Liverpool'un Avrupa Kupası'nı kazanan yıldızı Kevin Keegan ve teknik direktör Branko Zebec, çok sıkı antrenman yapıyordu. Öyle ki Keegan, 1980 Avrupa Kupası finalini, Brian Clough'un Nottingham Forest'ına kaybettikten sonra oyuncularına açıkça isyan etmişti.


Her ne kadar Hırvat teknik direktörün içki içmesi onun çöküşüne neden olsa da takımın rakipten daha hızlı ve daha çok koşma arzusu dört sezonda üç Bundesliga şampiyonluğu ve Juventus'a karşı 1983 Avrupa Kupası'nı getirdi.


45. Marsilya 1988-93


OM'nin sahibi Bernard Tapie, Fransa'ya ilk Avrupa Kupası zaferini kazandırmak için yola çıktı. Bu rüşvet, şike ve doping anlamına gelse bile…


Gerçekte Marsilya, Avrupa'yı hileye başvurmadan fethedecek kadar iyiydi. 1991 finalini Kızılyıldız Belgrad'a penaltılarla kaybettiler ama iki yıl sonra, son şampiyon Milan'a karşı üstün bir oyun sergileyerek kupayı aldılar.


Geride libero Basile Boli ve stoper Marcel Desailly, Fabien Barthez'i korudu. Orta sahada Didier Deschamps, Abedi Pele ve Chris Waddle yer alırken Dünya Kupası şampiyonu Rudi Voller, Fransa'nın korkutucu forveti Jean-Pierre Papin ve güçlü Hırvat Alen Boksic'ten oluşan hücum hattı da fena değildi.


44. Arsenal 2003/04


Teknik direktör Arsene Wenger, 2002 yılında takımının lig sezonunu yenilgisiz tamamlamasının mümkün olduğunu söylediğinde alay konusu olmuştu. Ancak 2003/04 sezonunda, Portsmouth ve Manchester United karşısında tedirginliği defeden Arsenal, Preston'ın ‘Invincibles’ını taklit ederek ligi yenilgisiz kazandı.


Takımın merkezinde Thierry Henry, Robert Pires ve Patrick Vieira vardı. Onlar, Arsenal’ı 7 sezonda üçüncü şampiyonluğa taşıyacak beceri, kurnazlık ve fiziksel gücü sağlayan 'Üç Silahşörler' idi. Oynadıkları hızlı ve keskin futbol nefes kesiciydi. Üstelik takım, Henry ve Dennis Bergkamp ile Arsenal tarihinin en iyi forvetlerinden ikisine sahipti.


43. Tottenham 1960-62


Bobby Smith ve Les Allen'ın eğlence olsun diye attığı goller, müthiş yetenekli forvet John White'ın kör noktadan yaptığı koşularla rakip savunmaları dağıtması ve kaya gibi Dave Mackay'in desteklediği orta sahasıyla Tottenham, 1960/61 sezonunda sekiz puan farkla (bir galibiyete iki puan verilen günlerde) şampiyonluğa ulaştı ve ardından FA Cup finalinde Leicester'ı mağlup etti.


Bazıları Spurs'ün tek sezonluk bir mucize olacağını söylüyordu ve teknik direktör Bill Nicholson, onların haklı olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden gol makinesi Jimmy Greaves'i takıma kattı, FA Cup'ı korudu ve Avrupa Kupası yarı finaline ulaştı.


42. Steaua Bükreş 1984-89


Nikolay Çavuşesku'nun Romanya'sı söz konusu olduğunda gerçek, nadir bulunan bir şeydir. Yine de 80'lerin sonunda Steaua, Haziran 1986'dan Eylül 1989'a kadar 104 iç saha maçını yenilmeden tamamladı.


Steaua, Victor Piturca ve Miodrag Belodedici'nin zerafetiyle Romanya'nın Harlem’i gibiydi. Gheorghe Hagi ile sadece 1986 Avrupa Süper Kupası maçında oynaması için anlaştıklarında Çavuşesku, Karpatların Maradona'sının Sportul’a geri dönmesine izin vermeyi reddetti.


Steau, 1986'da Barcelona'yı penaltılarla yenip iki yıl sonra Milan'a 4-0 yenilerek iki Avrupa Kupası finaline çıktı.


41. Leeds 1968-75


Elland Road soyunma odasında teknik direktör Don Revie duvara, "Mücadeleye devam!" yazılı bir tabela çiviledi. Futbol, teknik çağına girerken Leeds; acımasız pragmatizmi yetenek ışıltısıyla birleştirdi.


Leeds, 1968'de ilk önemli kupasını (Lig Kupası) aldıktan sonra iki lig şampiyonluğu, iki Fuar Kupası ve 1972'de FA Cup'ı kazanmaya devam etti. Johnny Giles, Billy Bremner, Norman Hunter ve Jack Charlton takıma 'acımasız makine' etiketini kazandırırken Peter Lorimer'ın muhteşem şutları, Eddie Gray'in yetenekli kanat oyunu ve Allan 'Sniffer' Clarke'ın golcülüğü Beyazlar’a ileride üstünlük sağladı.


40. Arsenal 1930-35


W-M dizilişini mükemmel bir şekilde uygulayan Herbert Chapman'ın Arsenal takımı, 30'ların başında Highbury'de hızlı, direkt ve tavizsiz futboluyla rakiplerini dümdüz ediyordu.


Topçular'ın "sekiz saniyede gol" için bir planı vardı. Kulağa neredeyse çok kolay geliyordu ama 1930'da FA Cup'ı ve bir yıl sonra da lig şampiyonluğunu kazanan Chapman'ın adamları işleri basit ve yıkıcı derecede etkili tutmayı tercih etti.


Chapman'ın zatürreden zamansız ölümünün ardından halefi George Allison takıma daha fiziksel bir hava kattı. Ancak Arsenal gücünden hiçbir şey kaybetmedi ve 1935'te üçleme yaptı.


39. Ajax 1992-96


Louis van Gaal, 1991'de takımın başına geçtiğinde Ajax, 1970'lerin Michels ve Cruyff'lu altın çağından bu yana sadece bir Avrupa kupası (1987 Kupa Galipleri Kupası) kazanmıştı.


Durum göründüğü kadar vahim değildi. 1992 UEFA Kupası'nı kazanan takımda Dennis Bergkamp, Danny Blind, Wim Jonk, Aron Winter ve Frank de Boer yer alıyordu. 1995’te Şampiyonlar Ligi’ni kazanarak Van Gaal'in Barcelona'ya transfer olmasını sağlayan takımda; Edwin van der Sar, Frank Rijkaard, Edgar Davids, Clarence Seedorf, Patrick Kluivert, Jari Litmanen ve Marc Overmars yer alıyordu.


3-4-3 veya 3-1-2-3-1 oynayan Van Gaal'in oyuncuları, Michels’in Ajax'ından daha az özgürlüğe sahipti ancak istikrarlıydılar.


38. Brezilya 1982


Bu kadar az başarı elde etmiş bir takım, bu kadar uzun süre, bu kadar çok kişi tarafından nadiren el üstünde tutulabilir. The Observer'dan Hugh McIlvanney, onları "oyundaki en yetenekli futbolcular topluluğu, büyük bir takımın kusursuz çekirdeği" olarak nitelendirdi.


Tele Santana, 1970'lerde Avrupa’daki fizikselliği ön plana çıkarmaya çalışan başarısız Brezilya’yı taklit etmekten kaçındı. Bunun yerine Flamengo’nun parıltısı Zico, sansasyonel solak Eder, Roma’nın oyun kurucusu Falcao ve ikonik sigara doktoru Socrates gibi top oyuncuları görevlendirdi.


Brezilya, İskoçya (4-1) ve Yeni Zelanda'yı (4-0) geçmeden önce Sovyetler Birliği'ni 2-1 yenerek Sevilla'da kendini gösterdi. Daha sonra Arjantin’i (3-1) geçti ancak sınırlı yeteneklerine rağmen organize olmayı başaran bir İtalya’ya yenilerek (3-2) felaketi yaşadı. Zico o günü, "futbolun öldüğü gün" olarak adlandırdı.


37. Manchester United 1965-68


Münih'teki uçak kazasının Busby Babes'i yok etmesinden on yıl sonra Matt Busby'nin Manchester United'ı, İngiliz futbol tarihinin en duygusal gecelerinden birinde, 1968 Avrupa Kupası finalinde Benfica'ya karşı Wembley'de 4-1 galip geldi.


1964/65'te ve ardından 1966/67'de şampiyonluğu kazandıktan sonra Busby'nin üçüncü büyük United takımı, nihayet en büyük ödülü aldı. Best, Law (sakatlığı nedeniyle finali kaçırsa da) ve Charlton'dan oluşan kutsal üçlü (tartışmasız bir kulüp takımında bir araya gelmiş en iyi forvet üçlüsü) ipleri elinde tutarken Old Trafford 60'lı yılların en hareketli yeriydi.


36. Feyenoord 1968-71


Yaygın futbol efsanesine göre Ajax hem modern 4-3-3'ü hem de Total Futbol’u icat etmiştir. Bu öncü Amsterdamlılar, ikincisini yapmış olabilirler ama kesinlikle birincisini yapmadılar. Bunu yapan, iki Eredivisie şampiyonluğu ve 1970 Avrupa Kupası'nı kazanan büyük rakipleri Feyenoord'du.


Ajax'tan Rinus Michels'i o zamana kadar tercih ettiği 4-2-4 dizilişinden geri dönmeye ikna eden şey 1970 Hollanda Kupası maçıydı. Ajax nihayetinde eşitliği sağladı ama Feyenoord'un teknik direktörü Ernst Happel, Hollanda futbolunu tanımlayacak olan üçlü orta sahayı oluşturarak taktiksel bir ustalık sergilemişti.


"Oyun her zaman orta sahada gelişir." diye düşünen Happel'in felsefesi o günden bu yana futbola hakim oldu.


35. Fransa 1982-86


Platini'yi UEFA’dan biri olarak değil, gelmiş geçmiş en iyi oyunculardan biri olarak hatırlayın. 10 numara olan Platini; Alain Giresse, Jean Tigana ve Luis Fernandez ile birlikte Euro 84'te kendi evinde şampiyonluğa ulaşan Les Bleus'un "Carre Magique" (Sihirli Kare) orta sahasında liderlik etti.


Daha fazlasını da başarabilirlerdi. İspanya 82'de Michel Hidalgo'nun takımı yarı finale kadar yükselmiş ancak Batı Almanlar tarafından acımasızca durdurulmuştu. Dört yıl sonra Meksika'da, ev sahibi İtalya ve güçlü Brezilya'yı eleyen Avrupa şampiyonu, yine yarı finalde komşuları tarafından durduruldu ve gezegeni finalde Platini-Maradona karşılaşmasından mahrum bıraktı.


34. PSV 1985-89


1988'de PSV, eleme aşamasındaki beş maçta da berabere kaldıktan ve Benfica'yı penaltı atışlarında 6-5 yendikten sonra Avrupa Kupası'nı kazandı.


Huysuz ve defansif olarak yerilmelerine rağmen 1980'lerin sonunda; Ruud Gullit, Willy van der Kerkhof, Romario, Ronald Koeman, Soren Lerby ve oyuncuları güreş ile geliştireceğine ikna eden karizmatik teknik direktör Guus Hiddink ile akıcı bir futbol oynadılar.


Milan'a 6.75 milyon €’ya satılan Gullit olmasa bile 1988'de üçleme kazanan takımda, dünya çapında dört yıldız vardı: kaleci Hans van Breukelen, Belçikalı sağ bek Eric Gerets, zarif stoper Koeman ve orta saha maestrosu Lerby.


33. River Plate 1941-47


Maquina (Makine), muhtemelen Güney Amerika'nın en büyük kulüp takımıydı. Bu lakap; Julian Carlos Munoz, Jose Manuel Moreno, Adolfo Pedernera, Angel Labruna ve Felix Loustau'dan oluşan ve birlikte sadece 18 maç oynayan yıldız hücum takımına atıfta bulunuyordu.


Üstelik mecazi anlamda doğruydu çünkü diğer yıldızların da (kaleci Amadeo Carrizo, orta saha Nestor Rossi ve Alfredo Di Stefano) katılımıyla River Plate, 1941'de yerel rakipleri Boca'yı 5-1 yenerek olağanüstü bir performans sergiledi.


Beş yıl içinde üç Arjantin şampiyonluğu kazandıktan sonra Pedernera takımdan ayrıldı. Buna rağmen River, 1947'de ligi kazandı. Di Stefano ve Rossi'yi Kolombiya'ya kazançlı transferler yapmaya ikna eden ulusal oyuncu grevi onları yıkıma uğrattı.


32. Real Madrid 1984-90


Çoğu büyük takımın bir lakabı vardır. 1986-1990 yılları arasında üst üste beş La Liga şampiyonluğu kazanan, üst üste üç Avrupa Kupası yarı finaline ulaşan (1987-1990) ve arka arkaya iki UEFA Kupası kazanan (1985, 1986) Real Madrid takımı, tılsımlı dehası Emilio Butragueno (nam-ı diğer Akbaba) ve yıldız takım arkadaşları Sanchis, Michel, Martin Vazquez ve Miguel Pardeza'dan dolayı La Quinta del Buitre (Akbaba Filosu) olarak biliniyordu.


Lakaplarına rağmen Madrilenos, kulübün en çok değer verdiği rekabette yeterince acımasız değildi. Çünkü Arrigo Sacchi'nin Milan'ıyla iki kez karşı karşıya gelme talihsizliğini yaşadılar.


31. Avusturya 1930-36


Çelimsiz yapısı nedeniyle "Kağıt Adam" olarak bilinen Matthias Sindelar, teknik direktör Hugo Meisl ve İngiliz antrenör Jimmy Hogan tarafından bir araya getirilen Wunderteam'in dayanak noktasıydı. Hızlı paslaşmalar ve pozisyon değişimleriyle Puskas'ın Macaristan'ından 21 yıl önce İngiliz şovenizmine son verebilirlerdi ama sonuçta Stamford Bridge'de İngiltere'ye 4-3 kaybettiler.


Avusturya, Uruguay'daki 1930 Dünya Kupası'na gitmemeyi tercih etti ancak Wunderteam, Mussolini'nin İtalya'sındaki 1934 Dünya Kupası'nı kazanmak için desteklendi. Ancak yarı finalde ev sahibine şüpheli bir şekilde yenildiler: Sindelar yerde yatarken tekmelendi ve ardından tartışmalı bir golle İtalya turu geçti.


30. Flamengo 1980-83


Copa Libertadores'i kazanan ve 1981'de Kıtalararası Kupa'da Liverpool'u 3-0 yenen Flamengo takımı genellikle Zico ve diğer 10 kişinin dehası olarak tanımlanır.


Zico, orijinal Pele'den bu yana en yetenekli Brezilyalı futbolcuydu. Havada takla atabiliyor ve ters bir baş üstü voleyle gol atabiliyordu. Flamengo taraftarları onun doğum günü olan 3 Mart'ta şaka yollu birbirlerine "Mutlu Noeller" dilerdi.


Ancak kendisi bu saygıdan rahatsızdı ve sağ bek Leandro'nun hücum yeteneği, Junior'un çok yönlülüğü ya da Joao Batista Nunes'in golleri olmadan takımının dünyayı fethedemeyeceğini biliyordu.


29. Nottingham Forest 1977-80


Brian Clough ve Peter Taylor yönetiminde arka arkaya Avrupa Kupası kazanan Nottingham Forest kadar parçalarının toplamından daha büyük olduğunu kanıtlayan başka bir takım var mıdır? Bu dinamik ikili, oyuncularını varoluşsal bir korkuyla dolduran acımasız ve eğlenceli bir iyi polis/kötü polis oyununu mükemmelleştirdi.


1977/78 sezonunda lige yeni çıkan Forest, sadece 24 gol yedi ve lige çıktıktan sonraki ilk sezonunda şampiyon olan dördüncü ve son takım oldu.Üstelik Forest, Avrupa'da da aynı özgüvene sahipti. Öyle ki Malmö ve Hamburg'u üst üste finallerde yendiler.


Gunter Netzer, orta saha oyuncusu John McGovern'ın oyunu kontrol etme yeteneğini överken takımın Picasso'su John Robertson da İtalyan antrenör Enzo Bearzot'u çok etkiledi: "Topa sahip olduğunda bir şeyler yaratabiliyor."


28. Budapeşte Honved 1950-55


1950'lerin ortalarında Honved dünyanın izlemek istediği bir takımdı. Wembley'de İngiltere'yi 6-3 yenen Mighty Magyar takımının mimarı Gusztav Sebes tarafından çalıştırılan Honved, yeni taktiklerin geliştirildiği bir Ar-Ge laboratuvarı haline geldi. Honved aynı zamanda 1958'de Brezilya'nın Dünya Kupası'nı kazanmasına ve Rinus Michel'in Total Futbol'una ilham kaynağı oldu.


Topsuz hareketleri, pozisyon değiştirmeleri ve zekice paslaşmalarıyla Honved, uzaydan gelmiş gibi görünen bir futbol oynuyordu. Bunu yapabilmelerinin tek nedeni, Sebes'in Honved'in yedi yılda beş şampiyonluk kazanmasına yardımcı olan Ferenc Puskas, Sandor Kocsis, Jozsef Bozsik, Zoltan Czibor ve Gyula Grosics gibi devleri çağırabilmesiydi.


27. Fransa 1996-2000


Fransa, 80'lerin ortasındaki görkemli takımının dağılmasından sonra nadasa bırakılmıştı. 1988, 1990 ve 1994'teki turnuvaları kaçırırken Euro 92'den de galibiyet alamadan ayrıldı.


Ancak uluslararası bir tada sahip yeni bir tür ortaya çıkıyordu. Eric Cantona'nın 1995'te bir yıllığına kadro dışı kalması, oyun kurucu bayrağını Cezayirli göçmenlerin oğlu Zinedine Zidane'a ve Youri Djorkaeff'e (Ermeni ve Kalmuk bir Polonyalının oğlu) devretti.


Laurent Blanc, Lilian Thuram, Marcel Desailly ve Bixente Lizarazu'dan oluşan güçlü defansları sayesinde kurnazlıklarına bir platform oluşturdular. Yedi maçta iki gol yiyen Les Bleus, Euro 2000'de zafere ulaşmadan önce kendi topraklarında Dünya Kupası'nı kazandı.


26. Borussia Mönchengladbach 1970-79


Bu takımın hikayesi bir mucize. Brian Clough'un Forest'ının başarısı bile bu küçük taşra kulübünün yükselişi kadar imkânsız değildi.


Belki de bu kaderdi. En az beşi 10 mil yarıçapındaki bir alanda doğan çocukların, başka yerlerde zenginlik aramak yerine memleketlerinin kulüpleri için oynamaya devam ettiği savaş sonrası kısa dönemde, Batı Almanya ile 1972 Avrupa Şampiyonası'nı, kulüpleriyle 5 Bundesliga şampiyonluğunu ve 2 UEFA Kupası’nı kazanmanın başka açıklaması olamazdı.


Jupp Heynckes, Günter Netzer, Berti Vogts, Horst-Dieter Höttges ve Erwin Kremers…Hepsi Mönchengladbach'lıydı.


25. Juventus 1994-98


Juventus, 1996'da Şampiyonlar Ligi'ni kazandığında oyuncular sevinçten ağlamıştı. Marcello Lippi'nin Bianconeri'si tartışmasız Avrupa'nın en iyisiydi. Borussia Dortmund ve Real Madrid'i süpürmüş, Ajax'ı penaltılarla yenmişlerdi. Dört yıl içinde üç Serie A şampiyonluğu kazanıp iki Şampiyonlar Ligi finaline daha ulaştılar. Ancak ikisini de kaybettiler.


Bu altın jenerasyon, oyunculara ihtiyaçları olmasa bile rutin olarak reçeteli ilaçlar ve antidepresanlar verildiğinin ortaya çıkmasıyla lekelendi. Bu, takımın başarılarını boşa çıkarır mı? Her iki durumda da Lippi'nin takımı zekice tasarlanmıştı ve Avrupa'nın en iyi hücumcularına sahipti: Alessandro Del Piero, Fabrizio Ravanelli, Alen Boksic, Pippo Inzaghi, Gianluca Vialli ve Zinedine Zidane.


24. Preston North End 1888-89


Preston futbolun ilk büyük takımıydı: yenilikçiler, kışkırtıcılar, orijinal “The Invincibles”. Daha profesyonellik yokken oyunculara para ödediler, top sürmenin moda olduğu dönemde daha önce görülmemiş bir 'pas ve hareket' oyununa öncülük ettiler ve üst düzey yetenekler için kendi yerel bölgelerinin dışına bakan ilk kulüpler arasında yer aldılar.


Lilywhites'ın sadece 1888/89 sezonundaki başarıları bile onları futbolun gelmiş geçmiş en iyi takımları arasına sokmaya yeterdi. Birinci Lig'in açılışında 22 maçta +59 gol averajla yenilmeyen takımın galibiyet oranı, Premier League dönemine uyarlandığında onları 100 puana ulaştırabilirdi.

Beş FA Cup maçında gol yemeden duble yaptılar ve ertesi sezon şampiyonluğu korudular.


23. Boca Juniors 1998-2003


Carlos Bianchi 1998'de takımın başına geçtiğinde, Boca oldukça vasat bir takımdı. Son 15 yılda sadece bir küçük kupa kazanmışlardı ve 70'lerin sonundaki Copa Libertadores zaferleri uzak bir hatıraydı.


Revizyon zamanı gelmişti. Bianchi şişkin kadroyu kırptı ve klasik Boca sistemini yeniden uyguladı: Eksantrik bir kaleci, çalışkan defans oyuncuları ve disiplinli bir orta sahadan oluşan 4-3-1-2. Üstelik hepsi de değişken bir 10 numara (Juan Riquelme) tarafından yönetiliyor ve yırtıcı bir golcünün (Martin Palermo) öncülüğünde oynuyordu.


Basit, doğrudan ve yoğun bir oyundu. Plan işe yaradı. Boca; 2000, 2001 ve 2003'te Libertadores'i kazandı ve 2004'te bir final daha oynadı. Ayrıca dört lig şampiyonluğu ve Real Madrid ile Milan'a karşı iki Kıtalararası Kupa zaferi elde etti.


22. Estudiantes 1967-71


Arjantinliler 1968'den itibaren art arda üç Libertadores Kupası kazandılar ancak en iyi hatırlandıkları şey, her şeyi tüketen oyun anlayışlarıydı.


Estudiantes'e göre, Arjantin'in Büyük Beşlisi'nin (Boca, River, Independiente, Racing ve San Lorenzo) uzun süren hakimiyetinden sonra sert taktikler gerekliydi. 1967'de kazandıkları şampiyonlukla bu beşlinin egemenliğini kırdılar.


İlk Copa başarıları, her şeyi fetheden Buenos Aires'in dışındaki bir takım için hoş bir başarıydı. Bunu Manchester United'a karşı kazandıkları Kıtalararası Kupa zaferiyle takip ettiler. İlk maçta Nobby Stiles oyundan atıldı, ikinci maçta ise George Best, Jose Hugo Medina'yı yumrukladı ve her iki oyuncuya da kırmızı gösterildi.


21. Barcelona 1988-94


Johan Cruyff'ün Rüya Takımı, Camp Nou'da ve ötesinde bir Total Futbol devrimi yarattı. Daha sonra Pep Guardiola'nın grubu tarafından gölgede bırakılmış olabilirler ama Pep bile eski menajeri olmadan bunun mümkün olamayacağını biliyor.


Guardiola 2011'de, "Onlar öncüydü ve biz ne kadar kupa kazanırsak kazanalım onlarla rekabet edemeyiz." demişti. "Rüya Takım dönemini asla yakalayamayacağız."


Cruyff'ün ilk La Liga şampiyonluğunu kazanması 1991'e kadar sürdü ancak bu şampiyonluk, iki Copa del Rey (1988, 1989), Avrupa Kupa Galipleri Kupası (1989) ve 1992'de ilk kez kazanılan Avrupa Kupası'nı tamamlayan art arda dört kupanın ilki oldu.


20. Dinamo Kiev 1985-87


Görünüşe bakılırsa Dinamo'nun bu listede işi yok. Ukraynalılar hiçbir zaman Avrupa Kupası'nda son dördün ötesine geçemedi. Demir Perde'nin yıkılmasından önce ise hiçbir zaman arka arkaya Sovyet şampiyonluklarından daha iyisini elde edemediler. Yine de modern oyuna armağanları bunların ötesine geçiyor.


Opta verilerinin en ince ayrıntısına kadar incelendiği bir çağda Valeriy Lobanovskiy, özünde öznel bir spor olan bu alanda bilimsel analizin öncülüğünü yaptı. Lobanovskiy, Dinamo teknik direktörü olarak 20 yıl boyunca üç farklı dönemde üçleme yapan harika takımlar yarattı.


İkinci takımı, Atletico Madrid'i yenerek 1986 Kupa Galipleri Kupası'nı kazanarak zaferini taçlandırdı. Oleg Blokhin'in attığı gol antrenörünün çok sevdiği 'evrenselliğin' mükemmel bir temsiliydi.


19. Hollanda 1974-78


Bu, 1971'den 1973'e kadar üst üste üç Avrupa Kupası kazanan Ajax “Total Futbol” takımının birçok üyesinden oluşan, düşünen oyuncuların takımıydı. Usta Johan Cruyff, çok yönlü defans oyuncusu Ruud Krol, zeki bek Wim Suurbier, patlayıcı orta saha oyuncusu Arie Haan, klas oyun kurucu Johan Neeskens, zeki kanat oyuncusu Piet Keizer ve ölümcül forvet Johnny Rep.


1974 finaline giden yolda Hollandalılar; Uruguay, Bulgaristan, Arjantin, Doğu Almanya ve Brezilya'yı geçerken 14 gol atıp sadece bir gol yediler. Öyle ki sadece İsveç onları durdurabildi. Finalde, Batı Almanya daha topa dokunamadan ağları havalandırdılar ama ikinci golü bulamadılar ve Gerd Müller'in yedi metreden attığı falsolu golle yenildiler.


Euro 76 bir hayal kırıklığıydı ve Cruyff, Arjantin 78'den hemen önce uluslararası turnuvalardan emekli oldu. Hollandalılar yine de finale çıktılar ama uzatmalarda gelen iki gol ev sahibine zaferi getirdi.


18. Juventus 1980-86


Juve'nin patronu Giovanni Trapattoni parlak bir menajer ve catenaccio öğrencisiydi. Torino'daki ilk başarılarında, İtalya'nın 1982 Dünya Kupası'nı kazanan kadrosunun belkemiğini oluşturacak İtalyan oyunculara büyük ölçüde güveniyordu.


Ancak Trapattoni'nin 1979/80 sezonunda Kupa Galipleri Kupası'nda yaşadığı deneyim, yaklaşımında bir değişikliğe yol açtı. Arsenal'ın 2-1 kazandığı maçta Liam Brady'nin performansından o kadar etkilendi ki değişken orta saha oyuncusuyla sözleşme imzaladı. İki şampiyonluk sezonunun ardından Brady yerini, İtalya'nın defansif sağlamlık konusundaki haklı ününe yabancı yetenekler eklendiğinde nelerin mümkün olabileceğini gösteren Michel Platini'ye bıraktı ve takımdan ayrıldı.


Yavaş bir başlangıcın ardından Fransız oyuncu sansasyonel bir performans sergileyerek üst üste üç Ballons d'Or kazandı. Ek olarak Juve'ye üç lig şampiyonluğu, bir İtalya Kupası, bir Kupa Galipleri Kupası ve bir Avrupa Kupası getirdi.


17. Independiente 1971-75


Independiente'nin Copa Libertadores'teki önceki başarısına rağmen hiç kimse, Arjantin ekibinin üst üste dört kıta şampiyonluğu daha kazanarak 1970'lerin başını domine edeceğini ve bir daha eşine rastlanamayacak bir başarıya imza atacağını tahmin edemezdi.


Bu başarı, kulübün en büyük oyuncusu haline gelecek olan akademi mezunu bir ismin ortaya çıkışına çok şey borçluydu: Ricardo Bochini. 1.80 boyundaki oyun kurucu o kadar iyiydi ki Diego Maradona'nın idolü haline geldi. Arjantin'in 86'daki kahramanı, sırf El Bocha'yı izlemek için Independiente'yi izlemeye giderdi.


Libertadores'in yanı sıra, 1973'te Juventus'u ve bir yıl sonra Atletico Madrid'i yenerek iki Kıtalararası Kupa kazandılar. Sadece 1972'de büyük Ajax'a yenildiler ki bu Johan Cruyff'ün Arjantin topraklarında oynadığı tek maçtı.


16. Batı Almanya 1970-76


Batı Almanya'nın 1970 Dünya Kupası kadrosundaki yeni yüzler arasında, Bayern Münih ile çıktığı 235 maçta 207 gol atmış olan Gerd Müller de vardı. Franz Beckenbauer'in kolunu askıya alarak oynadığı ve iki saat süren yarı finaldeki İtalya yenilgisi de dahil olmak üzere 5 maçta 10 gol attı.


Euro 72'de, Der Bomber ve Der Kaiser'e Bayern'in gelişmekte olan takımından arkadaşları katıldı: atılgan sol bek Paul Breitner, cesur stoper Hans-Georg Schwarzenbeck ve kalifiye öğretmen Uli Hoeness. Ayrıca takımda pas ustası Günter Netzer, yetenekli Rainer Bonhof ve üretken forvet Jupp Heynckes'ten oluşan üç Gladbach harikası da vardı.


15. Manchester United 1995-2001


1995 yazı, Alex Ferguson'un Old Trafford'daki saltanatında çok önemli bir dönemdi. Kulüp, Premier League şampiyonluğunu Blackburn'e kaptırmış, FA Cup finalini Everton'a kaybetmiş ve Ferguson'un ilk iki şampiyonluğundaki üç kilit oyuncu olan Mark Hughes, Paul Ince ve Andrei Kanchelskis'i satmıştı.


Ardından Manchester United menajeri garip bir şey yaptı: Onların yerine kimseyi almadı. Bunun yerine kulübün FA Gençlik Kupası'nı kazanan takımının önceki sezon birkaç kez forma giymiş üyelerine güvenmeyi tercih etti. Böylece Ferguson döneminin en baskın, en istikrarlı ve en heyecan verici zamanları başladı: 1999'daki ünlü üçlemenin yanı sıra United, bir FA Cup ve dört lig şampiyonluğu daha kazandı.


14. Celtic 1965-74


Celtic, tarihinin en büyük anı olan 1967 Avrupa Kupası finaline hazırlanırken Bobby Murdoch, Inter kadrosunu “Film yıldızları gibi şık ve bronzlaşmışlardı.” diye hatırlıyor. "Bizim tarafta dişleri olmayan birkaç kişi vardı."


Ancak Avrupa'nın en büyük kupasını müzesine götüren ilk Britanya takımı olma başarısını gösteren bu dağınık kardeşler grubunun (hepsinin Glasgow'un 20 mil yakınında doğduğu düşünüldüğünde) gösterişten uzak bir karaktere sahip olması pek de şaşırtıcı değildi.


O zamanlar İskoç futbolu çok daha rekabetçiydi: Jock Stein '65'te Parkhead'in başına geçtiğinde Celtic, 12 sezondur ligi kazanamıyordu. Stein'ın üst üste kazandığı dokuz lig şampiyonluğu İngiliz sporunun en büyük başarılarından biri olarak kabul ediliyor.


13. Torino 1945-49


Abartıya inanın: 4 Mayıs 1949'da Superga hava faciasında yok olan Grande Torino takımı gerçekten de o kadar iyiydi. 1947/48 sezonunda Serie A'yı 16 puan farkla kazandılar, 125 gol attılar, evlerinde oynadıkları 20 maçın 19'undan galip ayrıldılar ve sezonu +92 gol farkıyla bitirdiler.


Bu gülünç derecede yetenekli takım, kulübü yeniden organize eden ve sofistike bir keşif ağı kuran yerel iş adamı Antonio Novo tarafından inşa edildi. Novo'nun akıcı ve yenilikçi takımı, 10 yıl sonra Brezilya'nın Dünya Kupası'nı kazandığı 4-2-4'ü öngören, esnek bir taktiksel yaklaşıma öncülük etti. Granata, 1940'lardaki trajedi yaşanmadan önce beş Scudetto kazandı.


12. Bayern Münih 1967-76


Eğer tek bir takım bütün bir kulübü yaratabiliyorsa, o zaman bu takım Bayern Münih olarak bildiğimiz hanedanlığın temelini atmıştır. Franz Beckenbauer ve Sepp Maier, her ikisi de genç yaşlarının başındayken 1959 yılında kulübün altyapısına katıldıklarında, Bayern kendi şehrinin en iyi kulübü bile değildi. 1860 Münih, daha popüler ve başarılıydı.


Bu durum, bebek yüzlü bir takımın sahne ışıklarının dışında kaynaşmasına, büyümesine ve öğrenmesine olanak tanıyan bir nimet olarak ortaya çıktı. 1964 yılında Gerd Müller adında genç ve tombul bir forvet, Bayern'e imza attı çünkü 1860'ın yıldızlarla dolu kadrosuna asla giremeyeceğini düşünüyordu.


İlk sezonunun sonunda Bayern terfi etti ve o andan itibaren yükselişleri sınırsız oldu; Bavyeralılar dokuz yıl içinde dört lig şampiyonluğu ve üç Avrupa Kupası kazandı.


11. Benfica 1959-68


Huzursuz Macar dahi Bela Guttmann'ın, ekip kurmak için basit bir inancı vardı: "Halka parasının karşılığını ver." Bu felsefe, yarattığı Benfica takımında muhteşem bir meyveye dönüştü.

Hücuma yönelik 4-2-4 ya da önde beşli W-M dizilişiyle oynayan Kartallar, 1961 ve 1962'de kazanarak yedi yılda dört Avrupa Kupası finaline ulaştı ve 1960-1968 yılları arasında yedi şampiyonluk kazanarak Portekiz Ligi’ni domine etti.


O Glorioso Benfica olarak bilinen takımın başarısı genellikle indirgemeci bir şekilde tek bir dönüşümsel dehaya, Eusebio'ya atfedilir. Ancak takımın en etkili oyuncusu, yine Mozambik doğumlu Mario Coluna'ydı. Kutsal Canavar olarak bilinen Coluna, patlayıcı bir sol ayak vuruşuna sahip usta bir stratejist olarak tam bir modern orta saha oyuncusu oldu.


10. Macaristan 1950-56


Sihirli Macarlar, oyuncuların istedikleri zaman pozisyon değiştirebildiği Total Futbol’un öncüsü olan "sosyalist futbolu" savunan Gusztav Sebes'in yönetiminde bir araya geldi.


Neredeyse rakipsiz olan Macaristan (Mayıs 1949 ile Şubat 1956 arasında sadece iki kez yenildiler) 1952 Olimpiyatlarını kazandı ve Kasım 1953'teki bir dostluk maçı için Wembley'e davet edildi.

Santrfor Nandor Hidegkuti'yi derinde oynatarak İngiltere'yi 6-3 mağlup ettikten sonra İngilizler rövanş istedi. Oynanan rövanş maçında İngiltere’ye bu kez 7-1 mağlup oldular.


1954 Dünya Kupası onların taç giyme töreni olmalıydı. Güney Kore'yi 9-0 ve Batı Almanya'yı 8-3 yendiler. Zorlu bir çeyrek finalde Brezilya'yı 4-2 ile geçtiler ve akıcı bir yarı finalde ev sahibi Uruguay'ı 4-2 yenerek Batı Almanya karşısında finale yükseldiler. Ne var ki Batı Almanya, şaşırtıcı bir şekilde 2-0 geriden gelerek tartışmalı koşullarda finali kazanarak şampiyon oldu.


9. Santos 1955-68


Çok az takım dokuz Dünya Kupası kazananıyla övünebilir. Üstelik sadece bir tanesi, zirve döneminde "Yüzyılın Atleti’ne” sahipti. İşte bu yüzden Pele'nin Santos'u hiçbir takımdan korkmuyor, en güçlü olduğu dönemde Brezilya ligini domine ediyordu. Sloganları basitti: "Rakip bir gol atarsa, biz üç atacağız."


Rakibin yerel bir takım ya da Işık Stadyumu’ndaki kudretli Benfica olması fark etmiyordu. Bu kabadayı kibir özellikle 1962 ve 1963'te, Kıtalararası Kupayı iki kez kazandıklarında (Benfica ve Milan) ve Garrincha'nın Botafogo'suna karşı efsanevi eşleşmelerde galip geldiklerinde belirgindi. Hepsi, bir sanat eseri olabilecek karşılaşmalardı.


8. Inter 1962-67


Bu, İtalyan futbolu hakkındaki düşüncelerimizi belirleyen takım. Arjantinli teknik direktör Helenio Herrera, Catenaccio'yu icat etmedi. Ancak onun modifiye edilmiş versiyonu (defansın arkasında bir libero ve hızlı kontra ataklar başlatan beklerin yer aldığı 5-3-2) o kadar kusursuz bir şekilde uygulandı ki onun takımı Catenaccio'nun vücut bulmuş hali oldu.


Herrera'nın ekibi üç Serie A şampiyonluğu ile 1964 ve 1965'te arka arkaya iki Avrupa Kupası kazandı. Takımda bazı yıldız oyuncular olsa da (Armando Picchi çok önemli bir süpürücü, Tarcisio Burgnich ve Giacinto Facchetti kaya gibi sağlam bekler, Luis Suarez iyi bir oyun kurucu, Jair, Mario Corso ve Sandro Mazzola uyumlu ama yıkıcı bir orta saha oluşturuyordu) bu büyük Inter takımı her zaman Herrera'nın bebeği olarak görüldü.


7. İspanya 2007-12


Bir zamanlar İspanya futbolun en başarısız takımıydı. Ancak EURO 2008'de her şey bir araya geldi. Daha önce birbirinden farklı olan kadroyu bir araya getiren Luis Aragones; Xavi, Andres Iniesta, David Silva ve Cesc Fabregas gibi topa sahip olmayı seven orta saha oyuncularından yararlandı ve La Roja kupayı kazanırken estetik ile atletik olanı birleştirdi.


Aragones'in yerine Vicente del Bosque geçti ve oyuncularını Pep Guardiola'nın ikonik Barcelona takımında olduğu gibi topa sahip olma konusunda özgüvenli bir hakimiyet kurmaya teşvik etti. İspanya, mükemmel bir eleme rekoru kırarak Dünya Kupası'na katıldı ve ardından Güney Afrika'da sonuna kadar gitti.


EURO 2012'de üst üste üç turnuva zaferi kazandılar ama bu sonları olacaktı. Brezilya 2014'te İspanya, Hollanda'ya 5-1 yenildi ve kartpostallardan önce evlerine döndüler.


6. Liverpool 1975-84


Bob Paisley, Bill Shankly'den görevi devraldıktan bir yıl sonra Liverpool, 1974/75 sezonunu ikinci sırada tamamladı. "Bunu gerçek bir başarısızlık olarak değerlendirdim." diye itiraf etti yeni teknik direktör. "Burada ikinciliği asla kutlamayız."


Sonraki sekiz sezonda Kırmızılar, yedi kez lig şampiyonluğunun yanı sıra dört Avrupa Kupası ve dört Lig Kupası kazanarak İngiltere'nin ilk gerçek futbol hanedanlığını yarattı.


Tarafsızlar tarafından bu kadar sevilirken bunu başarmış olmaları dikkate değerdi. Bu, heyecan verici bir pas ve hareket oyununa sahip olduklarının bir kanıtıydı. Shankly bu oyunu "pas alıp vermeye dayalı basit bir oyun" olarak tanımlamıştı. Halefleri bunu mükemmelleştirdi.


5. Barcelona 2008-11


50 yıl sonra çoğumuz pipetle yemek yerken; gelmiş geçmiş en büyük takımlardan birinin göksel yeteneklerinin zirvesinde performans sergilediğini gördüğümüz için mutlu ölebiliriz. Barça, futbol sözlüğüne tiki-taka'yı sokarak güzel oyunun kitabını kendi oluşturduğu mükemmel 4-3-3 imgesiyle yeniden yazdı.


İlk sezonunda eşi benzeri görülmemiş şekilde 6 kupa kazanan Pep Guardiola, Lionel Messi'yi sahaya sürerek zirveye ulaştı. 2011 Şampiyonlar Ligi finalinde Manchester United'a karşı kazanılan 3-1'lik zafer (Alex Ferguson, "kimse bizi böyle yok etmemişti." diye itiraf ediyor) Real Madrid efsanesi Jorge Valdano'nun "mucize jenerasyon" dediği şeyi doğruladı.


4. Real Madrid 1955-60


Bu takımın etkisi Di Stefano, Ferenc Puskas, Raymond Kopa ve Paco Gento'nun yeteneklerinin çok ötesine uzanıyor. Kazandıkları kupaların bile çok ötesinde…Başka hiçbir takım 1956'dan 1960'a kadar onlar gibi üst üste beş Avrupa Kupası kazanamadı.


Alex Ferguson'ın bir keresinde söylediğine göre bu takım, modern futbol kulübü fikrini icat etti. Milliyetine bakmaksızın en iyi oyuncularla anlaştı, belirli bir futbol tarzıyla eş anlamlı hale geldi ve yeni Avrupa Kupası'nın sağladığı fırsatı değerlendirerek küresel bir marka yarattı.


Galactico döneminin ihtişamının izleri, bu çok uluslu takıma kadar sürülebilir. Santiago Bernabeu'nun Di Stefano için söylediği gibi bu Madrid takımı, iyi futbol kokuyordu.


3. Milan 1987-91


İtalya'nın Avrupa'daki en başarılı takımları birçok parlak dönem geçirdi. Ancak stil ve başarının mükemmel fırtınası, İtalya'nın sıkıcı futbol şöhretini ortadan kaldıran dört yıllık bir ihtişamla geldi.

Total Futbol temalı, yüksek presli bir 4-4-2 oynayan Arrigo Sacchi'nin takımı; Hollandalı üçlü Ruud Gullit, Marco van Basten ve Frank Rijkaard ile birlikte, savunmada Franco Baresi ve Paolo Maldini'den oluşan kadrosuyla rakiplerini fiziksel ve taktiksel olarak domine etti.


1988/89 Avrupa Kupası'nda yarı finalin ikinci ayağında Real Madrid'i 5-0, finalde ise Steaua Bükreş'i 4-0 yenerek kupaya uzandılar.


2. Brezilya 1970


Brezilya'nın daha önce de iyi takımları olmuştu. Ancak 1970'te zafere ulaşan takım sonsuza dek önemli bir yere sahip olacaktı. Bu takım, futbolun romantik idealini, "Siz dört atın, biz beş atarız" anlayışının eğlenceli özünü temsil ediyordu.


1966'daki turnuvadan elendikten sonra Pele, şovmenlerden oluşan bir takımda zirveye çıkmıştı. İleride onun yanında Tostão vardı, Roberto Rivellino ve Jairzinho ise kanatlardan mühimmat sağlıyordu.


Evet, takımın kusurları vardı. Arka taraf harika değildi, İngiltere hariç herkese karşı gol yediler. Yine de orta saha oyuncusu Clodoaldo bile dört İtalyan'ı driplingle geçerek güzel oyunu temsil etti.


1. Ajax 1965-73


Teknik direktör Rinus Michels ile kulübün alametifarikası olan 4-3-3, kaotik pozisyon değiştirme ve takım oyunuyla birleşerek Total Futbol’u ortaya çıkardı. Michels, 1971'de ayrıldığında yerine gelen Stefan Kovacs, takıma daha fazla hücum özgürlüğü sağladı.


Gezici santrfor Johan Cruyff, mutlak yıldızdı ve orkestrasını tipik bir ihtişamla yönetiyordu. Johan Neeskens orta sahanın ayaklarını, Arie Haan ve Gerrie Mühren taktiksel disiplini, stoper Velibor Vasovic ise Yugoslav sertliğini sağlıyordu.


1973 Avrupa Kupası'nı Juventus'u 1-0 yenerek kazanıp zirveye çıkmalarının üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen Ajax'ın 4-3-3'ü, futbolun en esnek dizilişi olmaya devam ediyor. Onları diğerlerinden ayıran şey ise size hissettirdikleri: Uzun saçları, rock yıldızı havaları ve güzel oyunları…


0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page